A Travellerspoint blog

February 2021

Fas Festivalleri

assilah_04e.jpgmorocco-the-cultural-moussem-of-asilah.jpg
- Assilah festivaline denk gelip duvarların boyanışına şahit olmak çok güzel olmaz mıydı? Assilah’ta her yaz bir festival düzenleniyor ve şehrin duvarları dünyaca ünlü sanatçılar tarafından çeşitli temalarda boyanıyor. Genelde Temmuz ayında başlayıp bir ay süren bu yıllık festivalde, Japon sanatçılardan Sufilere kadar dünyanın her yerinden sanatçılar şehre geliyor. Etkinlikler arasında atölyeler, halka açık sanat gösterileri, konserler ve sergiler yer alıyor. Hatta bir yaz üniversitesi oluyor. Üniversite hocalarının, düşünürlerin, yazarların, bilim adamlarının, sanatçıların yer aldığı herkese açık bir platform haline geliyor.
3a079730-71d9-11eb-80b5-4bcab24d5441.jpg3c4a0d20-71d9-11eb-80b5-4bcab24d5441.jpg
-Tangier'de 2000 yılından beri her yaz düzenlenen bir Tanjazz Festivali var. Tangier Jazz Festivali 1 hafta sürüyor. Caz severler, çeşitli mekanlarda ücretsiz ve ücretli konserlerin yanı sıra sokak partileri, sergiler, filmler ve danslarla dolu bir hafta geçiriyorlar. Konser mekanları arasında İtalyan Sarayı, Comarit, Veolia, BMCI, Castel Palace ve Glenfiddich Tanjazz Club bulunuyor.
689bb950-71d9-11eb-80b5-4bcab24d5441.jpg
- Fez'de 1994'den beri yapılan World Sacred Music Festival bir hafta süren, dünyanın birçok yerinden farklı inanç ve gelenekten gelen müzisyenin buluştuğu büyük bir kutsal müzik festivali.(Tarihleri değişebiliyor.)

Fes Gurme Festivali ise Mart ayında gerçekleşiyor. Fas mutfağı yemeklerini tanımak ve tatmak ve bu yemekleri yapan aşçılardan bilgi almak için keyifli bir festival.
899f4310-71d9-11eb-80b5-4bcab24d5441.jpg92a99000-71d9-11eb-80b5-4bcab24d5441.jpgGnauoa2015_V2-thumbnail-800x460-90.jpgbanner-07.png
-Essaouira Gnaoua World Music Festival her yıl Haziran ayında yapılıyor. Dünyanın bir çok yerinden gelen sanatçılar ve mistik Gnaoua müzisyenleri bir araya geliyor, sokaklar müzikle dolup taşıyor.
maxresdefault.jpg8986bc90-71da-11eb-80b5-4bcab24d5441.jpg8dc306b0-71da-11eb-80b5-4bcab24d5441.jpg
-Marakeş'te; görsel sanat, edebiyat ve sinema üzerine yoğunlaşan Arts in Marrakech International Bienale, Kuzey Afrika'daki üç dilin (İngilizce, Arapça ve Fransızca) hakim olduğu ilk ve en büyük bienal.

Posted by yolgunlukleri 19:39 Archived in Morocco Comments (0)

Madrid

e922d870-6f94-11eb-8d0c-7ba72482b705.jpg

Çin'in Wuhan şehrinde ilk koronavirüs vakasının çıktığı, arkasından duyulan birkaç vakanın da ciddiye alınması gerekmeyen, kıyıda köşede küçük haberler olarak kalacağını düşündüğümüz ve çok uzak bir coğrafyaya ait haberler okuduğumuzu sandığımız günlerdi. Ocak sonları kalkıştığımız bu Atina aktarmalı 3 gün Madrid 7 gün Fas yolculuğuna iyiki gitmişiz. Son maskesiz, yeme - içme mekanları, çarşı-pazar gezdiğimiz, sokakta rahatça dolaşıp gece dönüş zamanını kendimizin belirlediği son yolculuğumuzmuş.

22 Ocak 2020

İstanbul'dan Madrid'e Atina havaalanından aktarma yaparak ulaştık. Önce Pegasus sonra Aegean. Atina'yı, uçakta içtiğimiz Agiorgitiko şarabıyla anıp sadece Yunanistan seyahati için geleceğimiz ve uzun kalacağımız sözüyle geçiyoruz bu kez. Agiortiko Yunanistan'da yaygın ekilen bir üzüm çeşidi. Düşük tanenli, meyvemsi, hoş bir şarap. Gökyüzünde hangi şarabı içsem hoş geliyor o ayrı..

IMG_6888.jpg

"Ey felaket tek başına geldiysen hoşgeldin!"
Ben demiyorum. Don Kişot söylüyor. Yenilip yenilip her defasında ayağa kalkabilen, sürekli dayak yiyip sonra üstünü başını silkeleyip yoluna devam eden Don Kişot. Muhteşem yenilmelerin insanı! Şimdi Madrid'de, yazarı Cervantes'in şehrindeyiz. Felaketin tek başına gelmesini istemesi şaşırtıcı değil Cervantes'in. Madrid'de 20'li yaşlarında bir düelloya katılıp birini yaralıyor ve Madrid'den kaçmak zorunda kalıyor. Roma'daki İspanyol birliğine katılıyor. İnebahtı Deniz Savaşı'nda yaralanıyor, Osmanlıya esir düşüp 5 yıl esir olarak yaşıyor. Sonra geri dönüyor. Ama dönünce de hapse düşüyor. Don Kişot'u hayatının son döenmlerinde hapiste yazıyor. Aslında çok satıyor o dönem. Hatta o kadar ünlü oluyor ki korsanı basılıyor. Bir nevi döneminin best seller'ı. Çok satması o dönem Cervantes'in hayatını pek kolaylaştırmasa da ironi şaheseri Don Kişot dünyanın en çok okunan eserlerinden biri oluyor.

IMG_20210113_215033.jpg

Bildiğimiz, sevdiğimiz o yüzden de özlediğimiz bir şehir Madrid. Bazı yerlere ilk kez geldiğiniz için heyecanlanırsınız, bazı yerleri sadece özlediğiniz için. Üstelik Ocak ayındayız ve hava mis. Sokaklarda rahat yürümek güzel. Madrid'e daha önce birkaç kez geldik ama her yolculuk kendine özel. Önceden gidip çok sevdiğim yerlere tekrar tekrar gelmeyi, aynı mekanlara gidip o tanışıklık hissiyle keyiflenmeyi seviyorum. Ama kesin kurallar yok yolda. Bir sevdiğini bir daha sevmeyebilir, çok sevdiğine daha da aşık olabilirsin.

20200123_091305.jpgIMG_6963.jpg

Ben sokağa çıkınca dünyayı unutur, kilometrelerce yürür, o heyecan ve mutlulukla etrafa bakarken yemeyi içmeyi unuturum. Bu kez öyle olmadı. Çok tatlı küçük molalar verdik. İlk molamız hem yol yorgunluğu hem kokusunun davetkarlığıyla ekmek arası kalamar, yanına cerveza oluyor. Plaza Mayor'un, şehrin 9 girişi olan en büyük meydanlarından, hemen yanıbaşındaki sokaklarda böyle cızırtılı - kokulu yerler var. Meydan kültür ve belediye binası ile çevrili. Ortasında ise 1616 yılında yaptırılan Kral Philips III'e ait atlı bronz bir heykel var. Meydanın etrafındaki kemerlerin altından geçip ara sokaklara giriyoruz.

IMG_6958.jpgIMG_20210109_170000.jpg

Birkaç mekan ismi var elimizde ama bulmak zorunlu değil. Fazla turistik yerlerden uzak durup doğaçlama yürüyoruz. İşte onlardan biri Calle Mayor'da karşımıza çıkıyor. Çok eski bir yer; Casa Ciriaco. 1897'den beri burada. Açılışı köpüklü şarapla yapıyoruz. İspanya'nın güzelliklerinden; içecek yanı tapas ve ne geleceğini bilmemek işin sürprizli ve hoş tarafı. Yanında ançuezli tapas geliyor. Barda oturan, iş çıkışı içkisini alıp ayaküstü laflayanlar var. Kimsenin eve gitme gibi bir derdi ya da acelesi yok. Bizim zaten yok. En çok da bu; saatle işinin olmaması hali güzel.

Bodega_6.jpgcasa-ciriaco.jpgIMG_20210109_170058.jpgIMG_20210109_170139.jpg

Plaza Mayor kadar ünlü diğer meydan da Puerta del Sol. Yeni yıl kutlamalarının yapıldığı o meydan burası. Bir sokak var aralarında. Çıkıp biraz daha yürüyoruz sokaklarda sonra kapalı bir pazar yeri olan o harika Mercado de San Miguel'e girip curcunada pazar dolaşıyor, bir vermutçunun barına yaslanıp vermut- yeşil zeytin molası veriyoruz. Burası 2009 yılında Madrid'in ilk gastronomi pazarı seçilmiş. Saat ilerliyor ama sokaklar daha bir kalabalıklaşıyor sanki. Akşam yemeği 22 gibi yeniyor. Bugün günlerden Çarşamba. "Yarın iş günü" gibi bir kavram yok ya da bunu yarın düşünürüz havası hakim. Bu kaygısız ve neşeli hali özlüyorum ülkemde. Uzun zamandır hayatımızda olamayan o genel keyif hali.

602d50dc291687f6825df3936d60e624.jpgIMG_6903.jpgIMG_20210109_165936.jpg

Çıkıp yürümeye başlayınca soğuyan hava yüzümüze çarpıyor. Yine meydanın etrafındaki sokaklardan birinde tesadüfen içerideki canlı müzik sesini duyup girdiğimiz yer meğer çok bilinen ve jazz konserlerinin de olduğu bir barmış. Konser devam ediyor. Hemen içeriden çıkan iki kişinin yerine giriyor, barın en güzel köşesine oturup geceye dahil oluyoruz. Güzel sürprizler.. Biralı, fıstıklı, jazzlı Cafe Central.
2Kike_Perdomo.JPG296eb1f0-6f96-11eb-8d0c-7ba72482b705.jpg

23 Ocak 2020 Perşembe

IMG_6926.jpg20200123_092231.jpg
San Gines buraların en meşhur "churros"cusu. 1894'ten beri açık. Aynalarla kaplı, nostaljik masa sandalyeli çok güzel bir dükkan. Kahvaltımızı espresso-churros ile yapıyoruz.

GOPR5771.JPGGOPR5763.JPG

Hava Ocak ayı için oldukça ılık. Sokaklarda çok vakit geçiriyoruz. Böyle güzel havalarda yapılabilecek en güzel şeylerden biri de park-bahçe gezmek. Parque del Buen Retiro ortasında büyük bir yapay göl olan 1700 lerden beri var olan bir park. Çok büyük ama yürümekten sıkılmayacağımız kadar da keyifli. Tamamı camdan yapılmış kristal sarayı Palacio de Cristal de bu parkın içinde. Bu cam panellerden oluşan yapı muhteşem güneş ışığı ile sürekli renk değiştiriyor. İçinde yılın her vakti sergiler ve çeşitli performanslar var.

IMG_6992.jpgGOPR5764.JPG

Prado Müzesinin hemen yanındaki Kraliyet Botanik Bahçesi de şehrin nefes alınacak yerlerinden. 1755 yılında Fernando VI tarafından kurulmuş, 19. Yüzyılın başında Avrupa’nın önemli bahçelerinden bir çok bitki türü getirilip ekilmiş ve şimdi 5 binden fazla çiçek ve bitki türüne ev sahipliği yaparak dünyadaki sayılı bahçeler arasına girmiş. Bahçenin ilk kullanım amacı yetiştirilen bitkilerin tıpta kullanılması. Sonraları halka açık bir dinlenme noktası haline gelmiş.
IMG_6971.jpgIMG_6968.jpg
Casa Gonzales
Sokaklarda yürüdükçe gitmek istediğiniz yerleri de görüyorsunuz aslında. Madrid yürüyerek gezilir bir şehir. Casa Gonzales benim bayıldığım mekanlardan biri. Sadece bir yeme-içme mekanı değil, hikayesi olan yerlerden. Hani yıllar sonra gelip bulduğunuz ve hemen hemen hiçbir şey değişmediği için bir tanışıklık hissi doğuran ve yıllar sonra tekrar geldiğinizde yine aynı şekilde bulacağınız duygusu veren yerlerden. Masalarında müdavimlerin oturduğu, turistlere de bir süre sonra o müdavimlik hissini veren. Hem bir şarküteri, hem tapas bar hem de raflarından görüp seçebileceğiniz güzel de bir şarap menüsü var. Sade bir masa, bir yolculuğun en güzel anı olabiliyor bazen. Kırmızı bir rioja ve manchego peyniri gibi.
IMG_6962.jpgIMG_6976.jpgIMG_7001.jpg20200123_090643.jpg20200123_091046.jpg20200123_090649.jpg
La Mallorquina , El Riojano çok eski pastanelerden. İçeride ne var ne yok bakmak, yıllarca değişmeyen camekanları, değişmeyen tarifleri görmek, satılan ürünleri tahmin etmeye çalışmak bile zevkli.

Hosteleria_y_restauracion-Tortilla-Croquetas-Empresas_436968224_135307141_1024x576.jpg
Akşamları dolup taşsa da Madrid'in en güzel tortillalarının yapıldığı Pez Tortilla'yı bulup bir dilim brie ve truflu, bir dilim ıspanak ve peynirli deniyoruz. Oturacak yer bulmak zaten mümkün değil ama yaslanacak yer buluyoruz. Aynı isimli sokakta ve çok merkezde. Geldiğimize değiyor, burası da sonraki gelişte yine uğranacak yerlerden biri oldu bile.

20180224-203024-largejpg.jpgGOPR5660.JPG
Prada a Tope var yolumuzun üzerinde. Calle Principe'de. Şarapları Palacio de Canedo şarap imalathanelerinden gelen, ahşap ağırlıklı, sıcak bir mekan. İş çıkışı yine dopdolu. Kısa kalıp çıkıyoruz zira merak ettiğimiz başka bir yer var.
56-283713-lavenencia-exterior.jpg

Gecenin sonunu, iyiki gelmişiz dediğim La Venencia'da bitiriyoruz. 1930 ların İspanya İç Savaşı sırasında kurulan, masalarında fosur fosur sigara içilip devrim planlarının yapıldığı, Ernest Hemingway'in çokça vakit geçirdiği mütevazi bir sherry barı. İçeriye girdiğinizde zamanda yolculuk yapıyorsunuz; herşey 90 yıl önceki gibi sanki. Hatta kuralları bile. Bahşiş hala yasak. Sarhoş olup devrilmek yasak; sosyalist ilkelere saygıdan. Ve fotoğraf çekmek de yasak. O zamanlar Cumhuriyetçilerin faşist casuslar tarafından dinlenme, takip edilme ya da kaçırılma korkuları var.

56-283711-lavenecia-interior.jpgIMG_7016.jpg

La Venencia menüsü : Manzanilla, Fino, Oloroso, Amontillado ve Palo Cortado. Yemek yok, şarap yok, bira yok, müzik yok. Sadece sherry var, onlar da duvardaki beyaz kağıtta fiyatlarıyla yazıyor. Hafif manzanilladan yoğun Oloroso'ya her bardağın yanına başka bir atıştırmalık tabiiki sürpriz. Ben en çok parlak zümrüt yeşili, kokulu zeytinleri seviyorum.

IMG_7021.jpgIMG_7015.jpg

Karakteristik, yerel ve ucuz bir yer; koyu renk büyük sherry fıçılar, tozlu şişeler, antika bir yazarkasa, onlarca yıllık eski posterler, faturanı oturduğun masanın üzerine beyaz tebeşirle yazan ve fotoğraf konusunda titiz huysuz garson. La Venencia'dan ağzımda ilk kez içtiğim kehribar rengi Oloroso'nun gövdeli, fındıksı, kuru meyve, tütün ve baharat notalarıyla baskın tadıyla ayrılıyorum.

IMG_7026.jpg

24 Ocak 2020 Cuma

Kahvaltımızı yine San Gines'te espresso ve bir churros paylaşarak yapıyoruz. Bir kez daha gelmeden dönemezdik. Çünkü sadece churrosu değil espressosu da harika.

IMG_20210113_144856.jpg
Buradan çıkıp Fnac'e yürüyoruz. Hepsi meydan civarında, birbirine yakın yerler. Çok çeşitli kitap, dergi, plak, teknolojik alet barındıran çok katlı bir mağaza burası. Deniz'e gittiğim yerlerden o ülkenin dilinde Küçük Prens alıyorum. Burada biraz vakit geçirip içinden çıkamayacağımızı anlayınca Küçük Prens'i alıp çıkıyoruz. İçerisi eğer zamanınız varsa çok zengin. Ancak bizim gideceğimiz daha küçük ve geçmişten gelen bir kitapçı var.

fotos-madrid-barrio-letras-010-337x450.jpgc41a1d50-6f98-11eb-baa2-e1d7d65fd515.jpg

Barrio de Las Letras Cervantes'in bir dönem yaşamış olduğu tarihi bir semt. Miguel Miranda da 1949'da kurulmuş ve dükkan zamanla akademisyenler, entelektüeller, üniversite profesörleri ve farklı kültür ve ilgi alanlarından birçok kişi için sosyal bir buluşma yeri haline gelmiş. Girişinde Cervantes'in küçük bir heykeli olan, nadir kitapların sergilendiği ve çeşitli dergiler ve Cervantes'e ait hediyelik küçük objeler de satılan bu yeri şimdi Miguel Miranda'nın oğlu işletiyor. Büyülü bir kütüphane burası. Kendine ait bir rengi ve kokusu var.

IMG_20210112_133131.jpgGOPR5744.JPG

Miguel Miranda'dan aldığımız Don Kişot ve Sancho Panza'lı bir şarap mantarı. Gittiğim yerlerden aldığım küçük şeyler hiç bir zaman bir kenarda durmuyor. Öyle olmayacağını bilerek alıyorum. Birlikte hareket ediyoruz onlarla. Bu mantar da açıp dolaba koyduğum şişelerin ağzını kapatıyor ve her gördüğümde mutlulukla gülümsüyorum.

GOPR5743.JPGVendorStoreFront.jpg

Madrid'de mutlaka görülecek ilk yer Prado Müzesi. Bana göre dünyanın en keyifli müzelerinin başında geliyor. Daha önceki gelişlerimde gittiğim için bu kez girmedim. Velazquez'in Las Meninas'ı, Rembrant, Goya, Dürrer, Titian...Reina Sofia da güzel bir müze. Dali ve Picasso tabloları burada. Bir seyahatte Prado, diğerinde Reina Sofia iyi bir tercih olabilir.

Biz güneşi takip edip sokaklarda yürümeye devam ediyoruz. Madrid'de son saatlerimiz. La Latina keyifli bir bölge. Bit Pazarı El Rastro burada. Calle Embajadores ve Ronna de Toledo arasında on dokuzuncu yüzyıldan bu yana aynı yerde kurulmaya devam eden Madrid’in en ünlü bit pazarı. Etrafta bir çok güzel tapas bar da var. El Viajero'da bira- patatas bravas molası verip bir sonraki gelişimizde La Latina'da daha çok vakit geçirmeye karar vererek Madrid'e şimdilik veda ediyor, çantamıza bir cava atarak Tangier'e doğru yola çıkıyoruz.

nosotros1.jpgIMG_7004.jpg
El Viajero La Latina'da, bit pazarındaki dükkanları gezdikten sonra soluklanılacak, dışı sarmaşıklarla kaplı, masaları sokakta, eski ve çok hoş bir bar. Ayak uzatmalık, sokaktan gelen müziği dinleyip anın tadını çıkarmalık..

Birkaç faydalı fiyat bilgisi:

Barajas Havaalanından şehir merkezine ulaşım: 8 numaralı metro ile 25 dk kadar sürüyor. 2,60 euro

Otobüs ile: 45 dk kadar sürüyor. 5 euro

Taksi ile: Şehir merkezi fix 30 euro.

Prado Müzesi bilet: 12 euro

Reina Sofia Müzesi: 10 euro

Kraliyet Botanik Bahçesi: 4 euro

Cana: (n üzerinde dalga var ve kanya okunuyor. Cana küçük boy bira genelde su bardağında getirilen. Genelde 1 ya da 1,5 euro.

Markette bira: 0,6 euro

Espresso: Genelde 1 ya da 1,5 euro. San Gines'te espresso 2 euro ve churros 4 euro.

Casa Gonzales'te kırmızı şarap, peynir tabağı: 15 euro

La Venencia'da sherry Manzanilla 1,90 diğerleri 2,20 euro.

Posted by yolgunlukleri 17:55 Archived in Spain Comments (0)

Essaouira

Essaouira
20200127_112121.jpg

27 Ocak 2020 Pazartesi

Okyanusa doğru yürüyoruz. Yüzüme vuran rüzgar değişiyor. Balık tezgahlarının ve teknelerin arasından geçip geniş kumsala varıyoruz. Yürüyüş yapanlar, yüzenler, sörf yapanlar, bir köşede gitar çalıp şarkı söyleyen bir grup genç. İncecik bir kum bu, elini okşuyor. Okyanus dalgalı, sörfçüler burayı seviyor. O kadar güzel ki günlerce kıpırtısız şu kumun üzerinde oturabilirmişim gibi geliyor. Avucuma bir avuç kum alıp cebime koyuyorum. İnsan bazen sonradan özleyeceği yerleri o an tam da yaşarken biliyor. Tabii o sıra bilmediğim Essaouira'nın bir de arka tarafı olduğu. Asıl dalganın ne olduğunu daha görmemişim.

IMG_0459.JPG

othello_filmposter_500.jpgimage_750x_5f62228abdca4.jpg
"Kamera bir şairin kafasındaki göz olmadıkça bir film asla gerçekten iyi değildir" O. Welles
Orson Welles'in 1952'deki Othello filminin açılış sahnesinde görünüyor Essaouira. Orson Welles bir süre burada kalmış, şimdi kendi adını taşıyan bir otelde. Bu küçük kasaba da epey popüler olmuş. Popülerlik sebeplerinden biri de Jimi Hendrix. 1969 yazında Essaouira'da ve buraya 4 km uzaklıktaki Diabat köyünde kalmış. Sonrasında hippiler sürekli ziyaret etmiş burayı. Faslılar da Jimi Hendrix mitleri oluşturmuşlar.

Yakın tarihte Game Of Thrones'un 3. sezonunda Lekesizleri gördüğümüz kale de Essaouira'da..

93343eb0-6eb6-11eb-9383-bf458bcf2cca.jpg
Bir de Jeremy Irons ve Patricia Kaas'ın oynadığı And Now.. Ladies and Gentlemen filmi bu coğrafyada geçen hoş bir film benim Fas'a gelmeden yıllar evvel izlediğim. O zamanlar Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde diğer sinemalarda gösterime giremeyen filmleri çok cüzi bir bilet ücreti karşılığı izleyebiliyordunuz. Çekimlerini Fez ve Essaouira'da yapmışlar.

e0eb91d0-6eb6-11eb-9383-bf458bcf2cca.jpgIMG_0452.JPGIMG_0461.JPG

Atlantik kıyısında yatay bir kasaba burası. Beyaz evler, begonvilli güzel bahçeler, planlı sokaklar, düzenli ve cıvıl cıvıl bir çarşı. Otobüsten inip hemen yanı başındaki eski şehrin kapısından giriyoruz. Çok dar sokaklar yine var Fas'ın diğer şehirlerindeki gibi ama burada hepsi geniş caddelere çıkıyor ve içinizi açıyor. Yürüyerek gezebileceğiniz kadar küçük Essaouira. Otel La Grand Large'da daha önce de kalmıştım. Çok güzel bir terası var, terasta tereyağı ve ekmek seven ve mülkiyet bilmeyen martıları. Sanırım yine kahvaltımızı paylaşacağız.
11465074.jpgriad-le-grand-large.jpg

Otel aynı. Bir yeri aynı bulabilmek ne kadar iyi geliyor bazen. Açık pencereden hep bir rüzgar esiyor. Sarı bir ışık içeriye süzülüp değdiği yerleri güzelleştiriyor. Evet terasta kahvaltı yine nefis. Kızarmış ekmek, tereyağı, reçel, yumurta ve tabii kahve. Mutfakta çalışan kadın krep yapıyor ayrıca. Bazen de kruvasan oluyor. Ekmek ve tereyağı sever martılar sormadan masana inip kahvaltılarını kapıp gidiyorlar az ötede, çatıda afiyetle yiyorlar.

Kaldığımız sabahların birinde terasa kahvaltıya çıktığımda Türkiye'de farklı şehirlerde yaşadığımız çok sevdiğim bir arkadaşımla karşılıyorum. Hayat ne tuhaf. Sımsıkı sarılıyoruz. Sonra yollarımız ayrılıyor.

IMG_0527.JPGIMG_0428.JPGGOPR6147.JPGIMG_0521.JPG

Portekizlilerin yaptığı kale ve surlar sayesinde 18. yy en iyi sur içi yerleşimlerden biri olarak Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girmiş Essaouira. Avrupalı turistlerin tercih ettiği bir yer. Hem yakın, hem hala doğal, hem ekonomik, okyanus, çöl ve dağ bir arada.. Ara sokaklarda iyi bir işçilikle üretilmiş mazı ağacından ahşap ürünlerin satıldığı bolca dükkan var. Deri üzerine yapılan işler de çok güzel. El yapımı enstrüman da çok, bunu ara sokaklarda yürürken kapısı açık dükkanlardan görüyorsunuz. Haziran ayında çok fazla turistin gelme sebebi de bu enstümanlarla çalınan ve Afrikalıların yerel müziklerinin ön planda olduğu Gnaoua Festivali. Dünyanın bir çok yerinden müzisyen de bu festival için Essaouira'ya geliyor, her sokaktan meydandan sesler yükseliyor. Tüm bunlar bir araya gelince halkın büyük kısmının sanatla uğraşması kaçınılmaz sanırım. Bir sonraki Fas yolculuğunun tarihi belli; Haziran'da bir hafta süren Gnaoua Festivali'ne geliyoruz.
IMG_0523.JPGIMG_0519.JPGargan-oil-essaouira-morocco-e2bbc0e95898.jpgArgan-oil-cooperatives.jpgweledahippo_content480x270.jpgweledahippo_content736x414.jpg

Bir de kadın kooperatifi var argan yağı üretilen. Fas'ta argan ağacının meyveleri yüzyıllardır yağ üretiminde kullanılıyor. Yaz, hasat zamanı. Daha sonra düşen olgun meyveler yerden toplanıyor. Çok sayıda diken nedeniyle ağaçtan yere düşürülemiyorlar. Hasattan sonra bütün işi kadınlar yapıyor. Daha önce sadece kendi ihtiyaçları kadar üretirken artık kadınlar kooperatiflerde çalışıp para kazanabiliyorlar.

Bu değerli yağ eski usüllerle, elle üretiliyor. Büyük bir taşın üzerine konulan argan fındıkları yine başka bir taşla kırılıyor. Argan fındığı normal fındıktan on beş kat daha sertmiş yani bu kırma işlemi çok da kolay değil. Sonra bir değirmene alıp çevirmeye başlıyorlar. Yağ ve posa ayrılıyor. En son biraz daha yoğurarak hiç yağ kalmayana dek sıkıyorlar. Otuz kg meyve yaklaşık bir litre argan yağı veriyor. Faslı kadınların bunun için dört güne ihtiyacı var. İyi kapatılmış ve ışıktan korunmuş bir yağ yaklaşık bir yıl dayanıyor.

Uluslararası kozmetik üreticileri de bir süredir bu değerli yağın farkında ve her şekilde kullanıyorlar. Cilt ve saç için iyileştirici, onarıcı, nemlendirici etkiye sahip olduğunu, yüksek miktarda E vitamini içerip antioksidan özellikte olduğunu söylüyorlar.

IMG_6916.JPGIMG_6912.JPGGOPR6153.JPGIMG_6977.JPG

Akşam hava kararmaya başlayınca sokaklardan Afrika, Berberi ya da Arap ezgileri duyuyorsunuz, bazı küçük lokantalarda doğaçlama çalan gruplar da var. Büyülü bir yer haline geliyor o vakit küçücük kasaba.

Biraz yemeklerinden bahsedeyim mi..
20200128_141309.jpgIMG_7593.JPG
IMG_7611.JPGIMG_7581.JPG
İlk akşam falafel yedik. Dünyanın her yerinde falafel yiyebilirim. Ve işin güzeli dünyanın her yerinde falafel bulabilirsiniz. Yeme içme konuları çok kişisel aslında. Bence yemekleri lezzetli. Meyve bol ve taze sıkılan meyve suyu çok yaygın. Hijyen mekana göre değişiyor. Ayrıca sizin beklentilerinize bağlı. Birkaç kez tajin yedim bana biraz ağır geldi. Gittiğim yerin pazarını ve marketini gezmeye bir şeyler alıp terasta kendi hazırladığım tabaktan taze meyve sebze yemeye bayılırım. Her gün yapamazsınız tabii ama en azından bir kez böyle hafif bir yemek hazırlayıp uzun uzun, yavaş yavaş, varsa terasta (aslında terassız bina yok gibi), akşam üstünün o mis gibi saatlerinde, okyanustan gelen rüzgar yanağınızı okşarken, yanında bir şişe şarapla vakit geçirebilirsiniz. Carefoura yürüdük; uzun ve güzel bir yoldu begonvilli bahçeleri olan, sarı bir taşla örülmüş iki katlı evlerin olduğu sokaklardan geçtik. Orson Welles'in şimdi otel olan evini o sokaklardan birinde gördük. Market baharat ve avokado cennetiydi. Baharatların içinde kayboldum. Birkaç güzel peynir aldık, salata için avokado, mango, frambuaz, bluberry ve yeşil zeytin aldık. Birkaç da tuzlu galetamsı krakerimsi tamamlayıcı. Nihayetinde akşam güzel bir tabak hazırlamıştık. Bir küçük beyaz Toulal Blanc ve kırmızı Domaine Rimal aldık şarap olarak da. Buraya ait şaraplar. Markette gördüklerim genelde Meknes ve Fez bölgesinden yani bağların büyük kısmının bulunduğu yerler. Daha sonra Marakeş'te de deneyimlediğimiz Guerrouane Blanc ve Guerrouane Rouge şaraplarını da düşününce Fas şarapları genelde hafif ya da orta gövdeli ve yumuşak tanenli, hoş şaraplardı.
gTkWKxV4Q7Ch9HAHDhsQLQ.jpgptKVkWXUSue0sLFB0KU9eg.jpg
IMG_7745.JPGIMG_7742.JPG

Yemeklerden bahsetmişken Fas'ın diğer şehirlerinde et ağırlıklı, tajinde pişen sebze yemekleri, kuskus ya da harira çorbası gibi buraya ait klasikleşmiş yemekler bulunuyorken Essaouira'da turistin de çok olmasının etkisiyle aramadan karşınıza çıkan çok çeşitli dünya mutfakları var. Mesela bir akşam küçücük, ayaküstü bar tabureli bir uzakdoğu restaurantında Taylandlı bir aşçının hemen gözümüzün önünde pişirip servis ettiği Tom Kha Çorbası içtik. Vegetable rolls vardı yanında da ve nefisti. Yemek yerken yanında bir şeyler de içeyim istiyorsanız alkollü içecek her yerde bulmak mümkün değil. Ama belli restaurantlarda var. Fiyatlar makul.
taros-cafe-restaurant.jpg
IMG_7530.JPGIMG_7798.JPG
Essaouira kitapçıları
IMG_7746.JPGIMG_7765.JPG

Gittiğim yerlerden eğer yanımda değilse, bazen yanımda olduğunda da, kartpostal yazıp gönderiyorum Deniz'e. Taros'un( burası terası olan ve alkollü içecek de bulabileceğiniz merkezi bir restaurant. Berberi dilinde taros denizden esen sürekli rüzgar demekmiş. Bizim bildiğimiz ismi alize. Berberi dilindeki de Türkçe'deki ismi de ne kadar güzel) karşısındaki kırtasiye, hediyelikçi dükkanlarından alıp yazdım, kartı satan adam pul da veriyor. Postane de hemen oracıkta. Birkaç adım sonra da surlar başlıyor. İlk geldiğimiz günün akşamı gittiğimizde kapanmıştı kapısı. Bugün daha erken gittik. Scala de la Ville. Kalenin hemen karşısındaki Magador adındaki küçük adacıkta Afrika'ya özgü bir kuş türü, üremek için burayı kullanıyormuş o yüzden insanlar giremiyor. Ne güzel. Surların tepesinde matarada porto, kayalara çarpıp köpüre köpüre sönen deli dalgalar, renkten renge giren gökyüzü ve batan, batarken bile umut veren güneş. Yarın yeniden aynı yerde görünecek. Doğası böyle. Gece otelin terasında kırmızı şarabımız ve badem ile günü bitirdik. Martılar bir yerden gözetliyor gibi gelse de onların işi sabahla..
IMG_7691.JPG
Matarada porto ve Les cornes de gazelle(badem içli bir fas kurabiyesi)
IMG_7699.JPGIMG_7630.JPG4e54fcc0-6ee9-11eb-a709-0331bab7d1b0.JPGIMG_7483.JPG
Surların altındaki zarif hediyelikçiler

IMG_0507.JPG

Essaouira'ya genelde Marakeş'ten günübirlik turla geliyormuş insanlar. Bana burada aylarca kalabilirim gibi geliyor. Her gün bu ışıkla uyanırım, bir yere giderken bu çarşıdan geçerim, rüzgar eser, hareketi ve enerjisiyle büyülenirim, Afrika ve Berberi müzikleri duyduğum müzik aleti - cd satan dükkanlara girer o an çalanın ne olduğunu sorarım, dükkan sahibi cana yakındır bir sorar bin cevap alırsın, sabahları ve akşam güneş batarken okyanusa yürürüm, okyanus kenarı festival gibidir, Moulay Hassan Meydanı'ndan geçerim, rüzgar yine eser, küçük kitapçılarını haftada bir mutlaka ziyaret eder belki kitap ya da birkaç da plak alırım, belki sadece rastgele bir sayfa açar, okur ve çıkarım, yolda sadece o sayfayı düşünürüm, nefis avlularıyla sanat galerilerini dolaşırım, bir kayanın üzerinde rahatsız edilmeden kitabımı okur, arada bir kayalara çarpan dalgaların yarattığı köpüğe aşık olurum. Rüzgar durmadan eser. Sonra balık pazarından geçer, balıkçıların bitmeyen hareketini, ağları onarışını, kayıklarına bakım yapışlarını, okyanusa hazırlanışlarını izler, belki karides, kalamar ya da balık alır, salata malzemesi ve carefourdan aldığım şarabı açarım yanına. Essaouira'yı çok seviyorum. Bitmeyen rüzgarını da. Bir günlük turla gelenlerin kaçıracağı çok şey var.
IMG_7793.JPGIMG_7786.JPGIMG_7785.JPGIMG_7782.JPGIMG_7777.JPGIMG_0526.JPG
Deri ve ahşap işleri ve ara sokaklarda küçük sanat galerileri
IMG_7771.JPGIMG_7629.JPGIMG_7614.JPGIMG_7609.JPG

IMG_7584.JPG
Sörf için ekipman kiralayan dükkanlar

IMG_7502.JPG

La Grand Large kahvaltısı

IMG_7492.JPG
Karton kutuya chebakia (bal kaplı kızarmış susamlı kurabiye) ve cornes de gazelle( Portakal çiçeği suyu, badem ezmesi, tarçınla hazırlanan iç harcıyla bir çeşit kurabiye) koydurmuştuk biz. Ama çeşit çok, Fas bir kurabiye cenneti. ( Bu tip tatlılar için old medina bölgesindeki çok eski bir pastane olan Patisserie Driss veya daha butik olan L'amandine Souiria'yı tavsiye ederim.)

Birkaç faydalı fiyat bilgisi;

La Grand Large 18 euro (Otelleri kredi kartı veya euro ile ödeyebiliyorsunuz onun dışında dirhem taşımak şart)

Küçük beyaz Toulal Blanc 21 dh, Domaine Rimal R6 61 dh. (Carefourda ıvır zıvır, baharatlar, sebze-meyve, peynirler, şaraplar toplam 200 dh)

Falafel 30dh

Kahve 15 dh

Deri üzerine 100 dh

Tom kha çorbası ve vegetable rolls 70 dh.

Posted by yolgunlukleri 14:46 Archived in Morocco Comments (0)

Fez

IMG_7370.JPG

25 Ocak 2020

Fez
IMG_6564.JPGIMG_6599.JPG

Feci bir yağmurla girdik Fez'e. Telefon haritasından otelin yeri uzak görünmüyor ama o kadar ıslandık ki bir nane çayı içip dinlenmek istiyoruz hem belki yağmur da azalır diye. Eski şehrin içinde şimdi tekrar gitsem nerede olduğunu bulamayacağım bir yerde demlikle nane çayı içiyoruz. Bir de pastilla paylaşıyoruz. Yağmurun şiddeti azalmıyor. Tabela okuyarak tek kişilik dar sokaklardan geçip oteli buluyoruz. Riadın avlusuna girince yorgunluğumu unutuyorum.

213204606.jpg213207846.jpgIMG_7274.JPG

Chefchaouen- Fez yolunda mola kahvesi . Fas'ın kahveleri diye başlık açsam yeridir.

26 Ocak 2020
31e8cfe0-6eb1-11eb-9383-bf458bcf2cca.JPGIMG_6585.JPG

Riad Assala'da kahvaltı

9000den fazla sokağıyla dünyanın en büyük trafiğe kapalı şehir yerleşimi Fes el Bali, 1981'den beri Dünya Kültür Mirası listesinde. Rcif Meydanı bütün bu dar sokaklardan sonra çıkacağınız en geniş ve ferah yer. Rengarenk çarşıları, sarı taşları, dar sokaklardan giren ışığı, o dar sokaklarda karşılaşıp yol verdiğiniz eşekleri, tabakhaneleri, deri çanta ve pabuçları, kilimcileri, birdenbire karşınıza çıkan sebze ve meyve satıcılarını, tarihi bir medrese ya da bir avludaki eski bir kitapçıyı yani dünya kadar keşfedilecek şey varken Rcif Meydanına çıkmayı çok da umursamazsınız. Ama günün sonunda yorulup meydana bakan bir kahvede kahvenizi içerken ve gökyüzü ebruli renklere bürünmüş akşam oluyorken tarihi bir film setini kenardan izliyormuşsunuz gibi tuhaf bir huzur duyar, hem buranın içinde hem dışında olmanın keyfiyle o ferahlık ve genişlikten haz alırsınız. Ülkenizden dert tasa getirmeyin yanınızda, gelecekle ilgili kaygılarınızı da azıcık unutuverin. Sadece kendinizi meydanın hareketine bırakın.
931907d0-6eb1-11eb-9383-bf458bcf2cca.JPGIMG_7430.JPG
Rcif Meydanı

IMG_7395.JPGGOPR5982.JPGGOPR5981.JPGGOPR5959.JPG

Çarşıyı gezerken dünyanın en eski üniversitesi Karaouiyine Üniversitesi'ni görüyorsunuz. Chouara Tabakhaneleri de bu çarşıda. Ritmik sesi takip ederseniz bakırcıların olduğu bölüme geliyorsunuz. O çarşıdan, dünyanın en muhteşem çiçeklerini bir araya getirip kurutmuş da küçük bir korla hepsini aynı anda canlandırmışsınız gibi bir koku yayılıyor. Bu küçük taşlardan alıyoruz; bir nevi tütsü. Bir de içine koyup onu yakacak kor taşlarından. Kokular var envai çeşit şişelerde ve yağlar. Bütün şişeleri koklayıp bir tanesinde karar kılıyorum; imiş. Fiyatlar çok uygun ama pazarlık her daim. Yapmazsan ayıp. Yemekler lezzetli. Gez dolaş, bir yerin illaki terası var yemek için. Bouaenania Restaurant. Açık hava, sokaktan gelen sesler ve şehri yukarıdan görmek yediğiniz yemeği taçlandırıyor. Ve sonra nane çayı geliyor. Fas'ın naneleri bir başka sanki.. Kokusu tabakhaneleri bastırıyor, tadı yediğiniz yemekten sonra içinizi ferahlatıyor.
35f27bd0-6eb2-11eb-b850-41b4c1e4b7eb.JPGIMG_7399.JPG

Nane çayı güzel ama ben bir kahveseverim. Orta karar bir espresso geliyor kahve isteyince. Gayet iyi buluyorum. Bir restaurantta da öyle, kıyıda köşede eski mahalle kahvesinde de. Fas kahveseverleri hayal kırıklığına uğratmıyor.

Yine çarşının içinde Fondouk el Nejjarine. Eskiden kervansaray, şimdi ise bir ahşap müzesi olan çok güzel bir bina. Burası da dünya mirası listesinde.

71b79d59f3aaf6472801598891a9e154.jpg875598e0-6eb2-11eb-b850-41b4c1e4b7eb.JPG

Tabakhanelere mutlaka gideceksiniz. Sizi götürmek isteyenlere ise net bir hayır demek gerekiyor. Yolu biliyormuş gibi yürüyüp devam edin, illaki bulacaksınız. Tabelalara, sezgilerinize ve kaybolmanın eğlencesine güvenin. Tabakhaneleri fotoğraflayabilmek için teraslara çıkmanız gerekebilir. Teras fotoğrafları çekmek için alt katları deri ürünler satan dükkanların içinden geçmelisiniz. Bunun için kimseye bir şey sormanıza gerek yok girmişken dükkanı da turlarsınız çok güzel ürünlerle karşılaşacaksınız. Bu derilerde kullanılan boyalar doğal. Turuncu için kına, mavi için kobalt, siyah için maskara, kırmızı için paprika, sarı rengi vermek için ise safran kullanılıyormuş. En pahalı olan deri ise safranlı olanmış.

5f8846e0-6eb3-11eb-b850-41b4c1e4b7eb.JPGIMG_7410.JPG

Yemek yediğimiz restaurantın terası'ndan Nohut ve mercimekle yapılan Harira çorbası, köfteli bir tajin ve salata

Supratours firmasının otobüsleri tren istasyonu karşısından kalkıyor. 19.30'da yola çıkıp sabaha karşı 4.30'da Marakeş'e yine tren garı yanındaki terminale geliyoruz. Önce Essauiraya gideceğiz. Marakeş dönüşte. Essauira'ya ilk otobüs 7.45. Garda kahvaltı yapıp otobüse biniyoruz.

IMG_7438.JPGIMG_6683.JPG
Gar Kahvaltısı

  • 4 saat sürecek yol. Hava sabahın bu saatleri soğuk 8 gibi. Gündüz ise 20 lerde ve çok güzel gezmek için ocak ayı için. Yol üstünde argan ağacı üstündeki keçileri göreceksiniz.
  • Her yıl Mart ayında Gurme Festivali yapılıyor. Mayıs ayında Sacred Music Festival of Fes var. Dünyanın birçok yerinden müzik grupları geliyor. Bir de Ekim ayında Sufi Kültürü Festivali.

Bir takım faydalı fiyat bilgisi:

Riad Assala 17 euro. (Daha önce de Riad Boustan'da kalmıştım. Orası da aynı fiyat ve standartta)

Kahvaltı 40, essaouira bileti 80 dirhem.

Kahve : 10 dirhem

Koku iki küçük şişe 30 dh

Taksi şehir içi ortalama 20 dh ( daha fazla söylerlerse pazarlıkla bu fiyata zaten düşüyorlar. Yerli halka büyük ihtimal en fazla 5 dh. Buna daha önce şahit oldum.)
İki kişilik yemek: 80 dh (çorba, Tajin, salata, tatlı, çay)
Sadece tajin denemek isterseniz genellikle 30 dh
10 dh = 1 euro ( biz gittiğimizde 1 euro yaklaşık 6 tl idi)

Fez-Marakeş bileti: 170 dh

Posted by yolgunlukleri 10:17 Archived in Morocco Comments (0)

Chefchaouen

24 Ocak 2020 Cuma

Madrid Barajas Havalanından Tangier Boukhalef uçuşu kısa sürüyor. 1,5 saat sonra Tangier havaalanında pasaport kontrolündeyiz. İspanya'dan Fas'a feribotla da gelebiliyorsunuz. Cebelitarık kıyısında, kuzeyde, çok kültürlü bir liman şehri burası. Benim gözüme bu fazla yapılaşmış hal batıyor. Casablanca da öyle. Ama burası yine de daha sonra zaman ayırıp görülesi bir yer. Tangier belki, Fas'a daha önceki gelişlerimde de transit geçtiğim bir şehir olduğu için, bana hep Matisse'in "Tangier'de Pencere tablosuyla gelir ve gerçek şehirle karşılaştığımda o görüntüyü kaybetmekten korkarım.

image559_3.jpgmatisse12.png

Fransız ressam Henri Matisse, Tangier'de 1912-1913'de Grand Hotel Villa de France'ın 35 numaralı odasında yaşamış ve resim yapmış. Bahçesi, palmiyeleri, begonvilleri ve harika deniz manzarası ile bu hotel 1992 yılında aniden kapanmış ve neredeyse 17 yıl çürümeye bırakılmış. 2003 yılında Tangier belediyesi burayı tarihi alan ilan edip restorasyon sürecine girmiş ve şimdi mini müze olarak korunan Matisse odası ile 2014'te tekrar otel olarak açılmış.

IAA125080.jpgIAA110658.jpg

Bir diğer tanıdığımız Tangier sever Paul Bowles. Sinemaya da uyarlanan Esirgeyen Gökyüzü'nün, diğer adıyla Çölde Çay'ın yazarı, ömrünün büyük kısmını (50 yıl) Tangier’da yaşamış ve orada ölmüş. Kitapta geçen şu cümleler ne kadar güzel;
“Turist genellikle birkaç hafta veya ayın sonunda eve aceleyle dönerken, başka bir yere ait olmayan gezgin, dünyanın bir yerinden diğerine yıllarca yavaş yavaş hareket eder. Gerçekten de, yaşadığı birçok yer arasında, tam olarak nerede olduğunu, en çok nerede evinde hissettiğini söylemekte zorlanır."
0af82ca0-6e8e-11eb-b42a-81c486d99397.jpgunnamed.jpg

Hayalim bu; gittiğim yerleri gerçekten tanıyacak kadar uzun kalmak. Ama şu anda kısa süreli aşinalıklar yaşayabiliyoruz ancak.

Yağmur başlamış.

Bir sonraki gelişimde Tangier'de kalacağımı biliyorum. Ama şimdi Chauen'e.
Terminale gidip Chefchauen otobüsüne bilet alıyoruz, bir saat kadar vakit var kalkmasına. Terminal yeni. İstasyon binaları hep çok estetiktir. Yenilemeyi parlatmak sanan bir yerden gelince burada yenilenip gıcır gıcır olmuş istasyona şaşırmıyorum ama ruhunu kaybetmiş gibi geliyor.
Morocco-Chefchaouen-map-1.jpgIMG_7056.JPG

İstasyon espressosu

Otobüse binip Chefchauen'in düz ve kolay başlayan sonra kıvrıla kıvrıla tırmanan yollarında Rif Dağları'nı izleyerek ilerliyoruz. Mavi bir dağ kasabasındayız.

IMG_20210116_085716.jpg

İspanya'dan gelen yahudiler 1400 lerde şehri kurarken inançlarına göre Tanrıyı ve cenneti temsil eden gökyüzü rengine boyamışlar evlerini. Sonra da hep böyle devam etmiş. Chefchaouen boynuz demek; iki sivri boynuz gibi duran tepeleri yüzünden. Ama diğer adı da Blue Pearl; Mavi İnci.

Geldiğimizde akşam olmak üzereydi. Kemerli kapıdan girip dar sokaklardan geçerek oteli buluyor sonra çıkıyoruz. Yağmur dinmiş, hava serin, etraf sakin. Üşüyünce dönüyor, otelin terasında, Madrid'de çantaya sadece cava atmış olamayız elbette, sherry şişemizi açıyoruz.

IMG_7094.JPG
Hava kararınca tepelerdeki evlerin ışıkları yanıyor. Dağların arasında ürpertici bir sessizlik.

25 Ocak 2020 Cumartesi

315bf1a0-6e8f-11eb-b42a-81c486d99397.jpg2253fb80-6e8f-11eb-b42a-81c486d99397.jpg

Sabah pırıl pırıl bir güne uyanıyoruz. Her otelin terası var ve mutlaka terasta kahvaltısı. Kahvaltılarda kahve ve taze sıkılmış portakal suyu istemeseniz de geliyor. Güne güzel başlıyoruz. Sokaklar sakin. Yürüyoruz. Nerede olduğumuzu bilmeden, hangi sokaktan geçersek nereye çıkarız düşünmeden. Buna kaybolmak da deniyor, kaybolma halini umursamıyorsan sadece "yürümek" de. Mavinin tonu her sokakta ve ışıkta farklı, yağmur çiseliyor, yine farklı. Dağa doğru yürüyoruz, dar mavi sokaklar, küçük dükkanlar, bir kapıdan çıkıyoruz, şelale. Küçük ama sürprizli bir kasaba burası. Bir patikadan ilerliyoruz yanımızda büyük kaktüsler.

0c5560c0-6e90-11eb-b42a-81c486d99397.JPGIMG_20210116_085850.jpg

İki gün güzel zaman burası için. Yürüyerek, her sokakta yeni bir şey keşfederek, sadece dağları izleyerek bile güzel. Yaşlı bir zeytin ağacı, bastonuna dayanıp yürüyen yaşlı bir kadın, süslü kapılar, kokular, boyalar, yağlar, maviler ve maviler..

277de480-6e90-11eb-b42a-81c486d99397.jpg6115b290-6e90-11eb-b42a-81c486d99397.JPG
a78aa780-6e90-11eb-b42a-81c486d99397.JPGIMG_20210116_085944.jpg

Bir yere gittiğimde kendime sabit bir yer bulur, sonra döner dolaşır oraya gelirim. Yürümekten yorulup kahve içip yazı yazdığım, gün batımını izlediğim ve kendimi tanıdık bir yerde hissettiğim bir kafeydi bu bir önceki Chefchaouen'e gelişimde. Pergelin sabit noktası da diyebiliriz buna. Ya da kendini, dünyanın neresine gidersen git yine de bir yere ait hissetmenin rahatlığı. Bu kez çok kısa kalıyoruz ve sadece yürüyoruz. Çünkü yolumuz uzun; Fez'e gidiyoruz.

Kahvaltı: 30 dh
Tajin:30 dh
Chauen- Fez otobüs bileti: 60 dh

IMG_20210116_090005.jpgIMG_20210116_090111.jpg
6f891460-6e91-11eb-b42a-81c486d99397.jpgIMG_20210116_085909.jpg
IMG_20210116_085748.jpgIMG_20210116_085922.jpg

Posted by yolgunlukleri 06:15 Archived in Morocco Comments (0)

Marakeş

Marakeş

02a41180-6c37-11eb-a1e6-dd66b70345f4.JPG

29 Ocak 2020 Çarşamba
c921ab942f7b7bffaa5e6c6509e1593bad39266f.jpg Hideous Kinky

Türkçe'ye Fas Günlüğü diye çevrilen Kate Winslet'ın oynadığı Hideous Kinky filmini uzun yıllar önce karın aylarca yerden kalkmadığı uzak bir kasabada eski bir tüplü televizyondan izlemiştim. Hayat ne tuhaf. Marakeş içimi ısıtmıştı. Buraya geleceğimi biliyordum ama uzun yıllar geçmesi gerekti. Yine hayat..Gelip, sevip, tekrar tekrar geleceğimi ise tabiki bilmiyordum.

IMG_7881.JPG Jemaa El Fna Meydanına çıkan kapılardanIMG_7808.JPG Lİmonatacının başında ağzımın suyu akarken
db96a990-6c36-11eb-92d6-8df1b43171af.JPG

Marakeş'e Essaouira'dan 3,5 saatlik bir otobüs yolculuğuyla döndük. Hava ılık. Tren istasyonu yanındaki küçük gardan çıkıp otele yürüdük. Yürürken hava ısındı. Çanta ağırlaştı. Acelemiz yok. Mola verelim. Limonatacı kaş göz işareti yaptı. "Ver ordan iki limonata" dedik mi hatırlamıyorum. Ama ağır ağır limonları kesip sularını kollu narenciye sıkacağıyla sıkıp plastik bardakta uzatana kadar ağır çekim izledim limonatacıyı. Limonata çok güzeldi. Bundan mı sebep bilmiyorum ama aklımıza başka içecekler de düştü. Hava daha da ısındı. Ocak ayındayız şortla mı gezeceğiz derken Avrupalıların o işi çoktan hallettiğini gördük. Kendimizi yolumuzun üstündeki carrefoura atıp küçük şişe soğuk bir beyaz şarap ve peynir aldık. Otele gidip, yine o harika teraslardan birinde, otelin mutfağından aldığımız su bardaklarına Guerroune Blanc'ımızı koyarak güneşin batışını izledik. Oradan kalkmak hiç istemedim. Sadece, şehrin vaat ettiği her şeyi bir kenara koyup o anı dondurmak istedim. Gözlerimi kapatıp açtım. Çektiğim fotoğraf zihnimin çabucak geri getirilecekler bölümüne kaydoldu, bunaldığım zamanlarda açıp bakacağım. Ve yorgunluğum o terastan uçup gitti, az ötedeki Jemaa El Fna meydanına kondu. Çünkü birazdan oraya gideceğiz ve yorgunluk beni orada bulacak, biliyorum.
20200129_174208.jpgIMG_7824.JPG

Jemaa El Fna Unesco koruması altında, kaos kelimesinin anlamını tam karşılayan, kaosu sevmediğimden değil ama yılan oynatıcıları, maymunu sevimli hale getirdiğini düşünüp acı çektiren sahipleri, her göz göze gelişte para talep eden satıcılarından rahatsız olduğumdan, benim için yorucu bir meydan. Ama yolunuz burada geçirdiğiniz günler içinde muhakkak bu meydandan geçiyor. Meydanda yapılacak en güzel şey taze sıkılmış meyve suyu alıp yürümek ve sonra da ara sokaklara girip çarşının içinde kaybolmak çünkü burası gerçekten göz alıcı bir çarşı. Renkli,çeşitli, eğlenceli, estetik, keyifle gezilecek bir çarşı. Tabii meydanda biraz bunalmadan o güzel ara sokakların ve gizli köşelerde kalmış küçük meydanların da tadı çıkmıyor. O yüzden biraz vakit geçiriyoruz meydanda. Hava kararmaya başlayınca bir Marquez hikayesi kahramanı gibi beliren kafasında horozu elinde cümbüşü ile hikaye anlatıcısı adam, çember oluşturmuş bir grup vurmalı çalgıcı, kına yapan kadınlar, tuhaf parlak kıyafetler giydirilip süslenmiş ve boynunda acımasızca ağır zincirler taşımak zorunda kalan zavallı gösteri maymunları, kavalıyla oynattığı yılanla gururlanıp bir taraftan da fotoğrafının çekilip çekilmediğini kontrol eden ve çekildiğini görürse yanındaki genç adamın hızlıca yanınıza gelip avucunu açtığı bir başka gösteri daha.. Ortadaki plastik masalarda yemek yiyen herkes. Cızırtılı ve kokulu yiyecekler ve turist kalabalığı. Bilmem anlatabildim mi..
IMG_7834.JPGIMG_7826.JPG
Yeterince bunalınca, daha önceki gelişlerimden bildiğim, çünkü her zaman bir mihenk taşı vardır gittiğin yerlerde hikayesi, sevimli, küçük, huzurlu Epices Meydanı'na atıyoruz kendimizi. Belki büyükçe bir avlu desek daha doğru olur buraya. Nefes alınacak bir yer. Epices Cafe'de Berber Viskisi içiyoruz. Yani ballı nane çayı. Buraya sonra da hep geleceğiz. Kahvesi de güzel kahvaltısı da. Avluda örgü bereler, hasır şapkalar, sepetler, sabunlar, kokular satılıyor hem yerde ve tezgahta hem avluya bakan küçük dükkanlarda. Ben en çok, argan elbetteki en yaygın ve meşhur olanı ama, amber kokularını seviyorum. Sabunu da kokusu da tartılarak gramla satılıyor. Değerli mi değerli.
IMG_7827.JPG
İspermeçet balinası ile mürekkep balığı hikayesini orada öğreniyorum. Okyanusta bir gün.. İspermeçet balinası mürekkep balığını yutar. Mürekkep balığı panikle simsiyah mürekkebini püskürtür. Zaman geçer ve balinanın midesindeki mürekkep katılaşmaya başlar. Balina öğütemez hale gelince bu kütleyi dışkı olarak vücudundan atar. Okyanusun dibine.. Bir gün bir denizci bulur, elindekinin kıymetini zamanla anlar. Adına amber denir. En güzel mücevherler yapılır. En kıymetli parfümler sıkılır bu kütleden. Biraz araştırınca görüyorum ki, insan hep en acımasızı yeryüzünün, dışkıya okyanus dibinde kolay ulaşamayınca işini şansa bırakmıyor. Balinayı yakalayıp midesini yararak alıyor.
amber-6.jpg

Meydanın yan sokaklarından birinde Riad Monceau'nun terasında La Pergola Rooftop Jazz Bar tesadüfen karşımıza çıkıyor. Haftanın bir günü bir grup çalıyormuş o da bugün. Müzik dinleyip şarabımızı içiyoruz. Marakeş hep sürprizli.
9d80f480-6c36-11eb-92d6-8df1b43171af.jpgIMG_7853.JPG

Gueeroune Blanc 2018 Sauvignon Blanc, Ugni Blanc üzümleri, Meknes Bölgesi)

La Petit Ferme A.O.G. ZAER Rouge (Merlot ve Marcelan üzümleri, Rabat bölgesi)
map-fourteen-wine-growing-regions-of-morocco.jpg

Buraya bir Fas şarapları notu da düşelim. Fas'ın ağırlıklı şarap bölgesi; Fez- Meknes- Casablanca- Rabat arasındaki bölgeler. 1912'de Fez Antlaşmasıyla Fas Fransa himayesine girince Fas şarabı da iyi üretim teknikleriyle artan kalitesi sonucu küresel şarap endüstrisine katkıda bulunacak noktaya gelmiş. Şöyle bir internet bilgisi ile açabiliriz belki şarap konusunu:

"Fas, 1956'da tam bağımsızlığını yeniden kazandığında, on binlerce hektarlık verimli üzüm bağları, Fransız yaratıcılarının uzmanlığından mahrum kaldı. Fas şarap endüstrisi de hem yerel hem de anakara Fransa'daki önemli Fransız tüketici tabanını kaybetti. Bu, bağımsızlığını yeni kazanmış Fas için yeterli değilmiş gibi, sadece 10 yıl sonra, AB zorlu yeni ithalat / ihracat mevzuatı oluşturdu. Bu, Avrupa'yı Fas şarabı pazarı olarak etkili bir şekilde ortadan kaldırdı. Hem İtalya hem de Fransa, o zamanlar çok büyük şarap fazlasına sahipti ve genellikle üstün şaraplarını önemli ölçüde düşük fiyatlarla satıyorlardı. Bu, Fas şarap ihracatı için son bir darbe oldu. 20 yıl içinde, hemen hemen her Fas bağı ya devlet tarafından ele geçirildi ya da kazılıp yerini tahıl mahsulleri ald
Elbette birçok kişi Fas'ın bir şarap ulusu olarak zamanının bittiğini varsayıyordu. Bordo Üniversitesi mezunu Kral II. Hasan Fas'ın bağ potansiyeline denizaşırı ilgiyi canlandırması için 10 yıllık bir kampanya yürüttü. 1999 yılının Temmuz ayında öldüğü sırada, çeşitli büyük Fransız şarap şirketleri birkaç bin hektarlık alana Carignan , Cinsaut ve Grenache ekiyorlardı . Bu çeşitler şimdi , Syrah , Cabernet Sauvignon ve Merlot ile birleştirilip kupaj yapılıyor (ve yakında sayıca daha az olacaklar). Fas şarabı üzerindeki Fransız etkisi şimdi belki de her zamankinden daha fazla.

Yukarıdaki listeden anlaşılacağı gibi, Fas'ta üretilen şarabın büyük çoğunluğu kırmızı. Küçük miktarlarda beyaz şarap, Chenin Blanc ve güney Fransız klasikleri Muscat ve Clairette gibi ürünlerden yapılıyor . Şaşırtıcı bir şekilde, daha soğuk iklimleri tercih ettiği göz önüne alındığında, Sauvignon Blanc da burada ve artan hacimlerde yetiştiriliyor. Daha az şaşırtıcı bir şekilde, aynı şey Chardonnay için de geçerli (...)

morocco-461-1-3.jpg
Domaine de la Zouna, Meknes

30 Ocak 2020 Perşembe
IMG_6781.JPGIMG_6870.JPG
Meydandan çıkıp yürümeye başlayınca Marakeş'te görmek isteyeceğiniz yerler de yavaş yavaş karşınıza çıkıyor. İki farklı yöne iki farklı gün ayırmak iyi olabilir elbette. Yoksa koşarak gezmek hem yorucu hem anlamsız değil mi?
IMG_6891.JPG Epices'de Kahvaltıb2ef40b0-6c36-11eb-92d6-8df1b43171af.JPG

Jemaa El Fna meydanından çıkıyorsunuz Palais de la Bahia yönüne. İlk durak; Bahia Sarayı. bahia.jpg
Bu sarayın 19.yy'da vezir Ahmed İbn Moussa yapılmasını istemiş. Dönemin en artistik sarayı. Her yer muhteşem el işçiliği çinilerle kaplı. Biraz yürüdükten sonra Palais el Badii geleceğiniz ikinci durak. 16. yy'da Sultan Ahmed El Mansour'un isteğiyle yapılmış. 360 odası olan kilden yapılmış çok büyük bir saray burası. Üçüncü durak Saadien Tombs. Saadi Mezarları içinde Fas sultanı Ahmed El Mansour'un türbesinin de bulunduğu, içeride ve bahçede iki yüze yakın mezarın olduğu 18. yy'a kadar mezarlık olarak kullanılan bir alan. Üzerine toprak yığılarak kapatıldığı için 1917 yılında havadan yapılan bir çekim sırasında farkedilip açılmış. Meydandan çıkıp ince bir u çizmiş oldunuz yürüyerek. Sırada Koutoubia Camii var. Marakeş'in en büyük camisi ve çok estetik bir minareye sahip.
IMG_7967.JPGGOPR6316.JPG
Adı buraya yakın bir kitap çarşısı olduğundan, Koutoub'dan geliyor. Berberi Kral Yakup Mansur tarafından 1184-1199 yılları arasında tamamlanmış. Yoruldunuz buraya kadar. Şimdi camiden ana cadde boyunca yürümeye başlarsanız bir parkın içinden geçiyorsunuz. IMG_7980.JPG IMG_7817.JPG
Cyber Park, yemyeşil, düzenli, içinde çok yaşlı ağaçların ve farklı türlerde bitkilerin de olduğu, oturup dinlenseniz de içinden geçip gitseniz de huzur verici bir yer. Meydana çok yakın olduğu için sığınak gibi geldi bana. Bu parkın içinden geçince ileride solda bir Carrefour var. İhtiyacınız olan bir şey varsa alıp tekrar meydana dönebilirsiniz yoksa da 2 katlı bu carrefouru dolaşmak ve hava sıcaksa (ki Ocak ayında bile sıcaktı) soğuk bir içecek alıp çıkmak bile keyifli. Biz kruvasan, peynir, fıstık ve şarap aldık. Tabii bir de su. Bu marketin içinde içine istediğiniz malzemeyi koydurabileceğiniz sandviçler de hazırlıyorlar aklınızda bulunsun..
IMG_7981.JPGIMG_7251.JPGIMG_6759.JPGGOPR6289.JPGGOPR6292.JPG

Akşam avare avare meydan ve etrafındaki sokaklarda dolaştık. Avare ne güzel kelime. Ilık bir akşamüstü yabancısı olduğun, dilini bilmediğin bir şehirde, tuhaf bir cümbüşün izleyicisi olmak, içine düşmeden o cümbüşün etrafında dolaşmak muzip bir zevk veriyor insana. Akşamın sessizce geldiği otelin terasında küçük bir şişe Toulal Prestige Rouge 2018, biraz edam, biraz da fıstık. Jmea El Fna'dan yükselen ızgara dumanları, çan sesleri ve biraz da uğultu. Güneşin bile sessizce batışı. Bu kadar gürültüyü biz çıkarıyoruz sanki koca evrende. Marakeş'teki ikinci günümüz de bitiyor.sh0kGaBVRgS3PZ2Ty8n0nQ.jpg

Toulal Prestige Rouge 2018 (Grenache, Alicante Bouschet, Carignan, Cinsault üzümleri, Meknes Bölgesi)

31 Ocak 2020 Cuma
6a4607040bb28ecb415a0476724d95f7.jpg
Jemaa El Fna Meydanı'ndan dün yürüdüğünüz yolun ters istikametine yürüdüğünüzde Bin Yusuf Medresesi ve hemen yanındaki Marakeş Müzesi'ne gidebiliyorsunuz. Yolunuzu Epices avlusundan geçirirseniz Cafe de Epices'in bahçesinde bir kahve ya da nane çayı içmek iyi gelecek. Medrese Merenid Sultanı Abou el Hassan tarafından 14.yy’da kurulmuş. Sonrasında 1560’lı yıllarda Saadianlar medreseyi yeniden inşa edip çini ve ahşap oymacılığıyla süsleyerek kendi sanat ve mimari izlerini bırakmışlar.
indir.jpgmusee-du-parfum.jpg6a9e93a0-6c46-11eb-9222-ebf2896f783f.jpg
Majorelle Bahçeleri'ne giderken tabakhane ya da deri dükkanlarına götürmek için ısrarcı olan gençler çıksa da karşınıza eğer Fez'e gidecekseniz tabakhane ve dericiler asıl orada görülmeli ama gitmeyecekseniz Marakeş tabakhanesi görülebilir. Eğer koku seviyorsanız yolunuzun üzerinde (Rue Diour Saboun üzerinde Musee du Parfum) Parfüm Müzesi'ni gezebilir, isterseniz yarım saat içinde kendi parfümünüzü oluşturabilirsiniz (400-1000 dirhem arası değişiyor fiyatlar). Gül parfüm için çok önemli Fas'ta. Hatta dünya parfüm endüstrisi için de güller çoğunlukla Fas'tan gidiyor. Her yıl Mayıs ayı başında Atlas'ın güneyindeki M'gouna'da bir gül festivali düzenleniyor.
IMG_7950.JPGIMG_7937.JPGIMG_7931.JPG

Hemen yanıbaşındaki sokakta Limoni adında çok hoş bir İtalyan restorantı var. Bahçesindeki limon ağaçları altında limonlu panna cotta molası verebilirsiniz tabii yanında çok güzel bir kahve garanti. Hafif bir dönüşle Jardin Majorelle çıkacak karşınıza. Majorelle Bahçeleri Fransız ressam Jacques Majorelle'nin sahip olduğu bir arazi üzerinde dünyanın birçok yerinden getirilen çeşitli bitkilerle oluşturulan büyük bir bahçe. Yves Saint Laurent burayı satın alıyor ve kendisinin Fransa'dan sonraki ikinci evi oluyor. Zamanında dünyaca ünlü insanlara ev sahipliği yapmış bu art deco mimariye sahip ev ve bahçe artık müze olarak ziyarete açık. Bundan sonra ara sokaklarda tezgahlara bakarak, dar sokakların ışığını izleyerek, küçük dükkanlardaki deri ve ahşap işlerini ya da kumaşları inceleyerek, hiçbir şey düşünmeden sadece yürüyüp şehri tanımak için kendinize zaman vererek zaman geçirseniz güzel olur sanki. Bir kafede sokaktaki masalardan birine oturup etrafı da izleyebilirsiniz gelen geçeni de. Koşuşturmaca içinde şehrin sesini duyamıyorum ben. Böyle anlar paha biçilmez.
2ed78750-6c37-11eb-a1e6-dd66b70345f4.jpgimages.jpg 37d6b0b0-6c37-11eb-a1e6-dd66b70345f4.jpg

Akşam yine La Pergola Rooftop Jazz Bar'dayız. Bu akşam canlı bir grup çalmıyor ama hafif bir müzik var terasta. Yıldızlar, şarap, yolun yorgunluğu, son günün tuhaf hüznü ve ağırlığı. Bir sürü duygu bir arada, o terasta, masadaki mumun etrafında, hep birlikte bakışıyoruz. Ah Marakeş ne desem sana.. İnsanı gün içinde silkeleyip yıpratıp sonra akşamları böyle tatlı tatlı gönlünü alan kırmızı şehir.

IMG_7988.JPGGOPR6284.JPG

Volubilia Classico 2016 (Syrah, Cabarnt Sauvignon, Tempranillo üzümleri, Meknes Bölgesi)

01 Şubat 2020 Cumartesi
IMG_7954.JPGIMG_6763.JPG

Sabah taksi çağırıp Menara Havaalanına 15 dakikada ulaşıyoruz. Sabah o gürültülü meydan bomboş, sessiz ve yabani. Eyvallahı olmayan, güzel bir yabanilik. Şehri turistlere bırakıp Atina aktarması için uçağa gidiyoruz.
IMG_8020.JPGIMG_8027.JPGIMG_8024.JPG

Posted by yolgunlukleri 11:25 Archived in Morocco Comments (0)

(Entries 1 - 6 of 6) Page [1]