A Travellerspoint blog

By this Author: yolgunlukleri

Marrakesh, Essaouira 2021 Ağustos

"Yer oradadır, kişi ortaya çıkar; sonra kişi gider, yer orada olmaya devam eder. Yer kişiyi oluşturur, kişi yeri dönüştürür." Saramago, Defterler

07 Ağustos 2021

IMG20210807143823.jpg

Yeni havaalanına Mecidiyeköy'den 40 dk'da H2 ile ulaşıyoruz. Nereye gideceğimizi henüz bilmiyorum ve şaşkın şaşkın ipucu arıyorum. Bu seyahat bana sürpriz. Check in için Air Maroc'a yönelince yüzüm gülüyor tabii. Hem de bayağı gülüyor. Fas'a gidiyoruz. Yolu tasarlamak, organize etmek işleri bendedir genelde. Yapmayı çok severim çünkü. Günler öncesinden hazırlanırım, planlarım, okurum, düşünürüm, paylaşırım. Ama böyle sürprizli de güzelmiş. Plan Murat'ın Portekiz hayali ile başlamış, Portekiz sınırlarını açmayınca Fas'a yönelmiş. Harika olmuş.

"Aa sen oraya daha önce de gitmedin mi? Neden yeni bir yere gitmiyorsun? " sorusuna ne cevap versem bilmiyorum genelde. Defalarca gittiğim şehirler var ve nedenini kendim bile tam olarak bilmiyorum. Ama sanırım orayla kurduğun bağlarla ve gittiğin yerde kendinden neler bulduğunla ilgili olabilir. Yani yeni bir yerlere de gidiyorum ve çok heyecanlanıyorum elbette ama bazen daha önce gittiğin bir yer artık senin için bir ülke ya da şehir adı olmaktan çıkıp sevdiğin ve özlediğin bir yer haline geliyor. Marakeş'in çarşılarını ve rengini seviyorum. Essaouira' da çook uzun aylar geçirebilirim. Oranın da sabahını, alize rüzgarlarını, gün doğumunu ve günbatımını, okyanusun değişkenliğini, sonsuza dek uzanıyormuş gibi görünüp sonra bir anda yanında bitiveren dalgalarını, o dalgaların gece sana çok yaklaşıp sabah sanki vedalaşır gibi ayrılmasını, uzaklaşmasını, küçük kasabanın yataylığını ve beyazlığını, o beyazlığın içinde bir sürü renk olmasını, sanatını, işlemelerini, ahşabı, üreten kadınlarını, adamlarını, bademden el değirmenleriyle yağ çıkarmalarını izlemeyi, deniz ürünlerini, şarabını, martılarını. Yani artık büyük harfle başlayan bir isim değil de küçük harfle yazılıp araya bir sürü virgül konulan detaylarını seviyorum. Belki siz de seversiniz diye yazıyorum. Yoksa gitseniz benim gördüğümü görmezseniz kızmayın, ancak benim gördüğüm bu, belki siz daha fazlasını bulursunuz belki daha azını.

IMG_20210807_170238.jpg
Havaalanı freeshopundan çevir-aç kapaklı bir şarap alıp herhangi bir kafeye oturuyoruz. Kafeden bir küçük su alıp iki karton bardak istiyoruz ve yolculuk kutlaması yapıyoruz. Yellow Tail, Avustralya, 2019, Merlot. ( Havaalanı freeshop fiyatları artık eskisi gibi değil maalesef. En alt segment şarap 7 eurodan başlıyor.) Şarabı beğeniyoruz. Yolculuklara içiyoruz. Her türlüsüne..

IMG20210807173225.jpg
Uçağa gidiyoruz ve silme bebek olduğunu görüyoruz. Her üçlü koltuğa bir Afrikalı bebek düşüyor. Çok sevimliler şu anda. Sempatik sempatik etrafa bakıyorlar. Minnacık, saçları bir sürü küçük, renkli tokayla sıkı sıkı toplanmış. Uçak kalkıyor. 5 dakika geçmeden hostesleri bile şaşkına uğratan feryat başlıyor. (Saçlarını bu kadar sıkı toplamasa mıydınız acaba?) Bu feryat 4 saat sürüyor. İnsan böyle durumlarda çözüm bulmak istiyor ama elinden bir şey gelmiyor.

Yolculuğumuz daha önce de gidip çok sevdiğimiz Essaouira üzerine odaklanıyor (5 gün). Ondan önce Marakeş'teyiz (2 gün). Ülkeye girişte covidle ilgili, aşı bilgilerimizi, pasaport bilgilerimizi, kalacağımız yerin adını vs isteyen bir form dolduruyoruz. Girişte sorun olmuyor eğer ki iki doz aşınız ya da pcr testiniz varsa. Kalacağımız riadın sahibinin gönderdiği transfer aracıyla gece 12 gibi otele varıyoruz.

08 Ağustos 2021
IMG20210808084641.jpgIMG20210808093825.jpg
Marakeş'te terasında buram buram yaseminlerin koktuğu bir riadda, dün gece havaalanına transfer aracı gönderen ve bizi saat 12'yi geçmişken sokakta karşılayan otel sahibi kahvaltımızı hazırlıyor. O kokular arasında sıcak pide, birkaç çeşit reçel, bal, zeytin, sahanda kimyonlu yumurta ve burada tüketmemelerine rağmen bizim için alınmış üçgen peynirlerle kahvaltı yapıyoruz. Sonra da bu kadar tenha görmeye alışmadığımız sokaklara çıkıyoruz. Marakeş pandemi yüzünden sakin ve rahat gezilebiliyor. Özlem gideriyoruz.
IMG20210808101414.jpgIMG20210808104003.jpg
Hava bugün 33 derece olacak. Çok sıcak değil. Hatta sabah hafif bir serinlik var. Kısa bir yürüyüşle geldiğimiz meydanda da az sayıda insan var. Bir yere giderken Jma El Fna meydanından geçmemek mümkün değil. Oradan geçip bir çarşıya doğru giriyorsunuz ve nerdeyse bir avlu büyüklüğündeki Epices Meydanı'na çıkıyorsunuz. Burası gidilmezse olmaz yerlerden. Epices Cafe'de o kahve içilecek. (Kahveler 10 rupi. 10 rupi 1 euro. Son gelişten sonra euro 5 ile değil 10 ile çarpılıyor o yüzden fiyatlar biraz hayal kırıklığı. Ama hala idare eder. Zira 15-25 euro arası gayet güzel riadlarda kalabiliyorsunuz.)

IMG_20210808_104735.jpg
Yüzümüzü meydana dönüp kahvemizi içiyoruz. Meydanda hasırcılar, kilimciler, sabun, yağ, kokular, otlar satan küçük dükkanlar var. Meydanın ortası da bir küçük pazar gibi hep. Çok ünlü bir restaurantı var buranın, bir Netflix belgeselinde de izlemiştim; Nomad, akşam için gitmeye niyetleniyoruz ama "Seyahatteyiz" yazısı asılı kapıda. Pandemi dönemi kapanan mekanlar var umarım öyle değildir. Bir dahakine artık diyorum ben. (İşte bunlar bir yere tekrar gitmek için hep bahane. Hayat güzel bahaneler üretme hali değil de nedir zaten.. ) Epices'ten birkaç koku alıyoruz; portakal çiçeği, amber, yasemin. Ve sonra akşama kadar sokaklardayız. Hava öğleden sonra ısınsa da bunaltmıyor. Fotoğraf çekiyoruz. 19. yy'dan kalma Bahia Sarayı'nın bahçesine bayılıyoruz. Bahia "güzel, parlak" demekmiş. Mozaikleri, ahşap işçiliği ve mermerlerle süslü birçok odadan oluşan, o odalardan avlulara açılan, sedir, kayın, turunç ağaçlarıyla dolu 8000 m2 büyüklüğünde yatay bir saray burası. Beni şu portakal ağacıyla çeksene diyorum Murat' a. Bir sürü çekiyor. Hiçbiri aslına benzemiyor. Kendimi portakal ağacının yanında fazlalık hissediyorum. O kadar güzeller..
IMG20210808140712.jpg
Sonra sokak arasında bir kafede portakal suyu içiyoruz. Portakal suyu Faslıların uzmanlık alanı.

IMG20210808105553.jpgIMG20210808114452.jpgIMG_20210808_123700.jpgIMG_20210808_125140.jpgIMG20210808130450.jpgIMG20210808131002.jpgIMG20210808133050.jpgIMG_20210808_133356.jpg
Hava sıcak. Başka bir ara sokakta, sacda, içine soğan, biber vs koyarak bazlama gibi bir şey yapan bir kadın var, içeride de küçük bir plastik masa. Oturalım mı diyorum. Bir tane isteyip paylaşıyoruz. Etraf pis. Yanına bir de nane çayı ikram ediyorlar. Murat'ın burada nasıl yediğine şaşırıp sonra fotoğraflardaki şu ifadeyi görüyorum.
IMG20210808152839.jpg

IMG20210808153417.jpg
Mutlaka gittiğimiz yerlerde bir Renault 4 fotoğrafı çekiyoruz.

IMG20210808155511.jpg
Carefour'a giden yoldaki Cyber Park'ın içinden geçiyoruz yine çok güzel. 18. yüzyılda Sultan Sidi Muhammed Ben Abdellah'ın emriyle yapılıp ardından oğlu Prens Moulay Abdeslam'a verilen, ilk yapıldığı zaman daha da gösterişli olan geniş bir botanik bahçesi burası. Bir düğün hediyesi.
Şimdiyse şehrin içinde nefes alınabilen, içindeki ağaçların ve çiçeklerin güzelliği, gölgesi ve sessizliğiyle rahatlatan, her geldiğimizde mutlaka gittiğimiz bir yer artık.
IMG20210808195048.jpg
Market serin. Akşam için şarap, peynir, kraker, su alıyoruz. Dönerken yine meydandan geçiyoruz ama Pergola Rooftop (daha önce geldiğimiz terasta jazz bar) bizi çağırıyor. Teras esintili. Casablanca biralarımızı içip otele dönüyoruz.

IMG20210808211637.jpgIMG20210808211717.jpg
Akşam terasta sofra kuruyoruz, yaseminler mis. Domain de Sahari (60 dh) daha önce denemediğimiz bir şarap. Meknes bölgesinden, Grenache, Carignan ve Cinsault üzümlerinden bir kupaj. Ben kadehimi bu güne kaldırıyorum. Tam da "bu" gün. Hani yaşanan, taze, anısı hala canlı olan, sonrasını hiç karıştırmadan, hayatın soluğu hala kulağında, yorgunluğun geçmemiş, kendini var hissettiğin bu güne.

09 Ağustos 2021
IMG_20210809_085549.jpgIMG20210808104828.jpg
Sabah terasta kahvaltıdan sonra Epices Meydanı'na gidip kahve içiyoruz. Aynı şeyi defalarca yapıp defalarca yazabilirim. Kahve içip sokaklara. Kahve içip sokaklara..
Bin Yusuf Medresesi iki yıldır tadilattaymış. Giremiyoruz. Yakınındaki, daha önce geldiğimizde çok sevdiğimiz limon bahçesi içindeki Limoni'ye gidiyoruz. "Kapalı" yazısı asılı. Pandeminin vurduğu yerlerden mi bilmiyorum. Umarım değildir.
IMG20210809133420.jpg 11255.jpg
IMG20210809141903.jpg

Meydanda portakal suyu molası, çarşıda uzun uzun bakınma, boncuklara, kumaşlara, örtülere, bileziklere, deri işleyen, ahşabı oyan, tıkır tıkır işleyen ellere, çarşının içindeki değişken gün ışığına, sokaklara taşan nane kokularına, o kokunun geldiği nane tezgahlarına, her şeye.. Yorulunca ,dışarıda tabelasını gördüğümüz bir kafeye girip terasına çıkıyoruz. Shtatto'nun çok güzel bir manzarası var; pembe bir Marakeş görüyorsunuz. Kızıl şehrin renkleri güneşten açılmış gibi. Kahve ve bir tatlı söylüyoruz. Cream pastilla. Ferah, elmalı bir tat bu. Güzel müzikler çalıyor, minderler rahat. Ta ki ezan sesi gelene kadar. İmamın biraz olsun müzik kulağı olsa dinleyeceğim. Ama hiç yok, hiç.. Otele gelip avluda biraz dinleniyoruz. O sıra otelci bize taksi çağırıyor ve tren istasyonunun hemen yanındaki otobüs firması Supratours'a götürüyor. ( 50 dh)

IMG20210809184324.jpgIMG20210809184029.jpg
"Bir gün birileri öte geçelerden Islık çalar yanıt veririz" Okuduğum dergide yazıyor. Gülten Akın'ın İlkyaz şiirinden. Erken gelmişiz. Biletimizi alıp tren istasyonu içindeki kahvede vakit geçiriyoruz. Saat dörde gelirken Essaouira otobüsüne giriyoruz. En arka koltuklara. Otobüs dolu. Yolculuk 3,5 saat sürüyor. Bir molası var küçük bir tesiste. Bahçesi, içeride restaurantı, lavaboları ve küçük hediyelikler satan bir bölümü var. Bahçede kahve ve nane çayı içiyoruz. Yolun bir bölümünde kontrol için durduruluyor otobüs. Aşı kartlarını kontrol ediyorlar. Essaouira'ya vardığımızda hava kararmak üzere. Otele gidiyoruz. Akşam yemeğimiz son kalan yol kurabiyelerimiz ve otelde kalan bir ailenin bizimle paylaştığı meyveler. Yorgunluk çünkü son noktada.
IMG20210809210107.jpg
IMG20210811212538.jpg
Burada su içiyorum kesinlikle.

10 Ağustos 2021
8364b5a0-083f-11ec-ac4a-0df2a7398331.jpg
Sabah terasta serçelerle, martılarla kahvaltı. Meydanda kahve. Şehirler değişse de bunlar değişmiyor. Normalde kahve önce kahvaltı sonra geliyor ama kahvaltının saati 8.30-10.30, geç kalıp günü kaçırmak istemiyoruz. Mavi terasta, portakal sulu, kahveli (otel kahvaltılarında çözünür kahve kullanıyorlar genelde) bol tatlılı(3-4 çeşit reçel ve ballı, bana pek uymuyor), tereyağlı kahvaltı. Kahvaltı hazırlayan kadın değişmiyor, daha önceki gelişlerimde terası nasıl bıraktıysam o da aynı sanki. Ekmek ve tereyağı seven martılar da aynı gibi. Buna emin değilim elbette. Ama neden olmasın? Kızarmış ekmek var, ayrıca krep ve kruvasan. Ve hatta sahanda kimyonlu yumurta.
IMG20210811081228.jpgIMG20210811080421.jpg
Sokaklar yine güzel. Bazı mekanlar kapanmış, geçici mi yoksa pandemi sürecinde dayanamayıp sürekli mi kapandılar bilmiyorum. Dar Baba da kapalı. İtalyan kadının mekanı, benim pek çok sevdiğim. Yürüyoruz. Kasabanın arka kısmı yani kalenin olduğu bölüm vahşi karakterli Essaouira. Gün içinde okyanusun karayla birleştiği, katman katman görünen yerlerin ışığı da değişiyor, puslanıyor, berraklaşıyor, kızıllaşıyor. Kayalara çarpan dalgalar patlayıp etrafa saçılan cam kırıkları gibi. Ara ara, o, kara mı su mu olduğu belli olmayan düzlük kısımlarda, hasır şapkalı, çizmeli insanlar dolaşıyor, ıslak kayaların arasında midye mi arıyorlar bilmiyorum. Ama ellerinde kocaman asalarla büyüleyici görünüyorlar, yerdeniz ve Ursula Le Guin karakterleri onlar.
IMG20210810194412.jpg
Otele giden sokaktaki, içeriden hep güzel müzikler yayılan, festival posterleri de satan cd ciye giriyoruz. Bu sene Gnawa festivali olmamış ama seneye olacak diyor Rafik. Belki Haziran'da biz de geliriz, neden olmasın.. Yine aynı sokaktaki( La Grand Large'ın sokağı) küçük, temiz tatlıcıdan (L'amandine Souiria), bizi "merhaba" diyerek karşılıyor sahibi, portakal çiçeği-bademli ve cevizli-tarçınlı kurabiye seçip otele gidince içine de susamlı çıtırlardan attığını görüp seviniyoruz.
IMG_20210810_144657.jpgIMG_20210810_144913.jpgIMG20210811121801.jpg11694.jpg
İlk defa yazın gelmenin heyecanını yaşıyorum. Mayom içimde, havlumu çantaya atıp koşa koşa okyanusa.. Dememle okyanusta yüzülemeyeceğini anlamam arasında birkaç dakika var. Islanıyorsun pek şahane ama yüzmek fantastik. Murat'ın arkasından bakıyorum. Biraz boğuşup dönüyor. Eğlence buymuş meğer. O zaman dalgaların üstünden atlamaca..
Hava sıcak ama çok da yakıcı değil, rahatsız etmiyor. Sahilde kahve içip (espresso 15 dh) Carefour'a yürüyoruz. Akşam için birşeyler alacağız ama alkol reyonu dün ve bugün kapalıymış. Neden bilmiyorum dini, özel bir gün mü anlamıyorum. Bugün birkaç atıştırmalık ve meyve alıyoruz, eşlikçiler tamam, içecekler yarın. Yürüyerek otele dönüyoruz. Çarşıda pita falafel yiyip (20 dh ve nefis) birkaç dakika yürüyerek surlarda güneşin batışını izliyoruz..

11 Ağustos 2021
Sabah erken kalkıp bu kez kahvaltıdan önce sokaklarda kimseler yokken çıkıyoruz. Üzerine bir şal ya da hırka alınacak kadar serin sabahları. Fotoğraf çekiyoruz, yürüyoruz, kayboluyoruz, çok güzel sokaklar, kapılar, kemerler, balkonlar görüyoruz. Bu kadar sakin ve sessizken ve o güzelim kapıların önü satılan bir sürü ürünle dolmamışken herşey çok farklı görünüyor. Chez Mustafa'da Cafe noir içiyoruz. (Meydana bakan, espressosu iyi yerlerden biri, 12 dh).
Otele gelip 9.30 gibi kahvaltı yapıyoruz. Normalde uyum sağlarım ama kahvaltıdaki reçel, bal fazlalığı beni yoruyor sanırım. Dün marketten aldığımız dilimli cheddar peynirlerden alıyoruz terasa çıkarken yanımıza. Kimyonlu yumurta yine güzel; Fas'ta bir kahvaltı klasiği. Onun dışında krep, kruvasan, tereyağı da. Yine içimize mayomuzu giyip Carefour'a gidiyoruz. Carefour'a giderken içimize neden mayo giydiğimizi dönüş yolunda okyanusta ıslanmak için olarak özetleyebilirim.
Yol üstünde, burası kasabanın girişi gibi oluyor aslında, yola anahtar destesi atıp arabalara işaretler yapan genç adamlar görüyoruz. Araba durmuyor, eğilip anahtarı yerden alıyor, arkasından geçen başka arabanın önüne atıyorlar. Pansiyon ya da otel sahipleri mi acaba diye düşünüyorum, daha önceki gelişlerimde gördüğüm bir şey değil. (Dönüş yolunda birinin anahtarı yola attıktan sonra ellerini eğerek başının altına yastık gibi koyup sonra iki eliyle ortada kalp işareti yaptığını görüyorum. Olay aydınlanıyor.)
Marketten bir Guerrouane Gris 2019, bira, abur cubur (çantada yer varsa marketten bir şeyler alıp eve götürmeyi seviyorum) alıyoruz. Bir de eve götürmelik kırmızı şarap. Okyanus kenarından yürüyerek, puslu görüntünün içinde salınan develerin, atların olduğu kısa gezintiler yapabileceğiniz turistik ve fotoğraflık bir bölüm burası.
IMG_20210810_121601.jpg
O tarafa geçmeden windsurf ve kitesurf yapanların rengarenkliğini izleyerek ilerliyoruz. Sonra o genişlik içinde bir noktaya havlumuzu serip oturuyoruz. Bir birayı paylaşıyoruz, denize girip ıslanıyoruz, kıyıda dalgalarla ve suyun kumu kaydırarak ayakların altından hızla çekilişiyle oynuyoruz. Uzun zaman geçiyor. Okyanusa bakmak her zaman güzel; Essaoira'nın arkasındaki vahşilikten bakmak da, buradaki uçsuz bucaksız dümdüz sahilden de.
IMG_20210811_144658.jpgIMG_20210811_132434.jpg
Hemen arkamızdaki restauranta oturup yarım şişe (burada küçük şişeler de 37,5 ml oldukça yaygın) beyaz Cuvee de President (65 dh) söylüyoruz. Bir de kalamar tabağı (40 dh). Şarap koku ve tat konusunda çok zayıf çıkıyor, üzerinde tarih yazmadığı için de fikir vermiyor. Ben yeni bir şarap olmadığını düşünüyorum. Yanındaki pilava gerek olmasa da kalamar nefis. Otele gelip aldıklarımızı buzdolabına koyuyoruz, duş alıp tekrar çıkıyoruz.
11829.jpgIMG20210811171948.jpgIMG20210811172520.jpgIMG20210811082953.jpg
Çarşıda neredeyse bütün sokaklara giriyoruz. Doğal, keten rengi her şeyi seviyorum, bir dükkanda maskeyle elbise bile deniyorum. Bir kaç küçük, Fas desenli kase alıyoruz hediyelik. Bir restaurantın sokaktaki masalarından birine oturup bir pastillayı paylaşıyoruz. Pastilla iki çıtır hamur arasında etli ya da sebzeli, isteğe göre değişen, baharatlı, aslında daha çok tarçınlı, fıstıklı tatlı bir börek gibi. Daha önce Fez'de yiyip sevmiştim. Otele gelip dinleniyoruz. Farketmeden yine uzun mesafeler yürümüşüz.

IMG20210810202930.jpge5bef5f0-0900-11ec-9e38-4f1ba1dc93be.jpgIMG20210811192109.jpgIMG20210811192016.jpg
Akşam surlarda bir terastan güneşin batışını izliyoruz. Gündüz gördüğümüz, menüsünde şarap da olan bir restauranta gidiyoruz akşam yemeği için. Küçük bir yer burası, bir yeri bulamamak mümkün değil, hatta aynı yerlerden defalarca geçiyorsunuz. Les Alizes, sahibi aşırı derecede güleryüzlü, geleneksel bir Fas Restaurantı. Menüde şarap var fiyatlar çok da uygun (120 dh) ama yemekler daha çok tajin ve meze diyebileceğim tipte. Yani rakı olsa güzel sofra olacak. Yine de zalook (patlıcanlı, baharatlı bir tabak) ve moroccan salad alıyoruz. Önden üç çeşit zeytin, küçük pideler geliyor. Bir masa daha var bizden başka. Üç çocuklu bir Fransız aile. Onun dışında fazla yabancı turist yok. Normalde bu aylarda her yerin dolu olduğu, Avrupalı turistin çok geldiği bir kasaba burası. Surf için özellikle. Şimdi mekanlar da sokaklar da fazlasıyla sakin.
Dönüşte yine tatlıcıya uğrayıp birkaç çeşit küçük kurabiye alıyoruz. Teras bu kez bayağı serin.

12 Ağustos 2021
11673.jpgIMG_20210811_074439.jpgIMG_20210811_074510.jpgIMG20210811081854.jpgIMG20210811082243.jpg
Sabah yine kahvaltı öncesi kahvesi Chez Mustafa'nın sokağa bakan masalarında. Karşısında büyük ağaçlar var; sokağın üstünü örten dalları ve büyük yapraklarıyla sokağı güzelleştiriyorlar. Ara sokaklarda yürüyoruz. Aynı yerlerden geçip her defasında başka şeyler görmek ne güzel. Otele gelip geç kahvaltı yapıyoruz. Çantamızı hazır hale getirince rahatlıyorum. Otelin güzel tarafı geceye kadar odada kalabileceğiz. Başka rezervasyon olmasa da kabul etmeyebilirlerdi.

IMG20210812115807.jpgIMG20210812121135.jpgIMG_20210812_121853.jpg
Daha önceki gelişimizde çok sevdiğimiz Galery Kasbah'a gidiyoruz. İki katlı, ortada bir avlusu ve içinde onlarca küçük odası olan, her odasında farklı bir sanatçının resim-heykel- deri çalışmaları satılan çok güzel bir yer. Geçen sene deri işi kare bir - üzerinde gökyüzünde karşılıkları olan anlamlı figürlerin olduğu- resim almıştık. Şimdi de benzer, yan yana çok güzel duracaklarını hayal ederek- başka bir resim alıyoruz. Küçükler. Galerideki adam tanıyıp sohbet ediyor, indirim yapıyor. Resimleri de rulo yapıp dışını mukavva ile kaplayarak teslim ediyor. (100 dh)
IMG20210812122810.jpgIMG20210812122808.jpg
Bir yan sokaktaki kitapçıya girip biraz etrafı kurcalıyoruz. Farklı dillerde ikinci el kitapların, posterlerin ve plakların satıldığı mavi bir kitapçı. Plakları pahalı buluyoruz, biraz vakit geçirip çıkıyoruz. Başka bir sokaktan Deniz'e keten, kapşonlu bir gömlek alıyoruz. Tabiiki herşey pazarlıkla. 300 diyorsa 100 e alıyorsun.
IMG20210812143633.jpgIMG20210812143812.jpgIMG20210812144155.jpgIMG20210812150117.jpgIMG_20210812_153533.jpgIMG20210812153834.jpg
Sonra kahve içelim diye daha önce gördüğümüzde kapalı olan bir kafeye giriyoruz. Karavan adı. O kadar güzel bir avlusu ve öyle hoş bir dekorasyonu var ki.. Çeşitli bitkilerin, heykellerin olduğu, iç mekanında tatlı bir barın ve piyanonun olduğu şahane bir yer. Sanırım sahibi Fransız. Menü de çok iyi. Karides Tempura, Camembert Nugget ve La Ferme Ronge 2019 yarım şişe beyaz şarap alıyoruz. Her şey o kadar güzel ki yetinmeyip arkasından ben cassis (bir frenk üzümü likörü), Murat pastis istiyoruz. Sanırım buradaki en sevdiğim mekanlardan oluyor Caravan. Adı da güzel zaten. Bu bir işaret olmalı. Otele gidip biraz dinleniyoruz.
IMG20210812194604.jpgIMG20210812201654.jpg
Akşam sahilde kumların üzerine havlumuzu serip güneş batana dek oturuyoruz. Buradaki en güzel anlardan biri. (Bu cümleyi o kadar çok kurdum ki artık inandırıcılığımı kaybetmiş olabilirim.) Sonra otele gelip terasta, dün Carefourdan aldıklarımızla küçük bir sofra kuruyoruz.
IMG20210812212800.jpg12121.jpg12122.jpg
Mango, pasion fruit, bulduğum için sevinçten deli olduğum liçeler, kraker, blue cheese, kuru et ve bir Guerrouane Gris 2019 Meknes şarabı. (Gris 'gri şarap' gibi, sanki tozlu bir gül rengi. Geleneksel olarak kırmızı şarap üzümlerinden yapılıyor, ancak beyaz şarap yapım uygulamalarıyla. üzümleri uzun süre kabukları ile fermente edilmiyor, kabuklar kısa sürede ayrılıyor. Rose gibi yani. Fas'ın Guerrouane bölgesinden.) Oteldeki aileye de küçük bir tabak hazırlıyoruz meyvelerden. Vedalaşıyoruz. Buradaki son akşamımız. Gece on iki buçukta Dar Sdii'de (eski şehrin okyanusa bakan kapılarından biri) bizi bir taksici alıp Marakeş Menara Havaalanı'na götürüyor. Bu ayarlamaları Murat önceden yapmış. Bana kalsa otobüse binip Marakeş'e gider, taksiyle havaalanına gidip geceyi de havaalanında geçirir, sonra da büyük ihtimalle yorgunluktan bitap düşüp bir köşede bayılırdım. Ve hatta bu olay büyük ihtimal Essaouira'dan taksiyle havaalanına gitmekle aynı hesaba gelirdi. Gerek var mıymış? Yokmuş.
Taksici bizi bekliyor. Yol 2 saat. Dönüş yolundayız, yorgunuz, mutluyuz..
IMG20210813071106.jpgIMG20210813072058.jpg

Posted by yolgunlukleri 20:05 Archived in Morocco Comments (1)

Lviv

IMG_20210708_121843.jpg
Bir yıl yola çıkmamak o kadar da uzun değil gibi görünüyor, ama bu bir yıl, yol üzerine hayal dahi kuramamak oldukça uzun kılıyor geçen zamanı. Sadece senin ülkende değil, tüm dünyanın kapılarını kapatması da umutsuz, beklentisiz ve motive edecek şeylerden yoksun bırakıyor insanı. Lviv'e, geçen yıl alıp kullanamadığımız uçak biletlerimizin son kullanma süresine haftalar kala gitmeye karar verdik. Açığa aldığımız biletlerin yönünü değiştirdik, fark ödemedik, mis gibi oldu. Ama euro bizim paramızın 11 katı olunca ( daha önceki iki gidişimde 4 liraya ve 5 liraya yakınmış) 6 günlük bu yolculuk nasıl geçer diye düşünmedim değil. Tek teselli harcanacak paranın euro değil, 1 TL'nin de 3,2 Grivna (Ukrayna'nın para birimi) olması.. Konaklama için merkezi yerlere yani Rynok Meydanı civarına baktığımda çok uygun seçenekler olduğunu gördüm, Booking üzerinden yer ayırdık ve çıktık yola..

Şimdi bugünün koşullarına şöyle bir bakalım çünkü gerçekten ülke girişi bu detaylara önem vermezseniz sorunlu hale gelebiliyor.
IMG-20210721-WA0017.jpg

1.)Aşı kartınızın çıktısını HES üzerinden alıyorsunuz. Aşılarınız tam değilse ya da son aşı tarihi üzerinden 14 gün geçmemişse İstanbul'daki havaalanlarında (bizim Sabiha Gökçen'den idi uçuşumuz) pcr ve antijen testi yapıyorlar. Önerim antijen testi. Çünkü hem daha ucuz (175 TL.) hem 15 dk sonra çıktısını veriyorlar size. Yani havaalanına normalde gideceğiniz saatten yarım saat daha erken giderseniz o işi halletmiş oluyorsunuz. Pcr testi için 2 saat bekliyorsunuz, fiyatı 250 TL.

2.) Pegasus'un sayfasındaki linklerden ilerleyerek (başka seçenekler de var farklı sitelerde, biz buradan yaptık) bir covid sigortası yapıyorsunuz. Kolay bir işlem ve kaç gün kalacağınızı yazarak (biz 6 gün için 6 euro ödedik) ödemeyi yapıp çıktısını alıyorsunuz. Ukrayna girişinde "kağıt" önemli hala basılı görmek istiyorlar o yüzden bunları ihmal etmeyin, nasıl olsa telefondan açıp gösteririm demeyin.
Bu iki madde, siz uçaktan inip pasaport kontrolüne geldiğinizde mutlaka istenen iki evrak. Eğer ki görevli size bakıp ikna olduysa (bunun nasıl olduğunu hiç bilmiyorum) pasaportunuza damga basıyor ve kapı açılıyor. Ancak size yan taraftaki diğer kuyruğu gösteriyor ve o ofise gideceğinizi söylüyorsa, o sıranın çoğu Türklerden oluşmakla birlikte başka milletlerden insanlar da var, biraz daha beklemeniz gerekiyor. Orada ayrıca görmek istedikleri evraklara gelelim şimdi: (Evraklarınız tam olduğunda hiç endişelenmeye gerek yok. Zaten biraz da turist mi yoksa dönmemek üzere mi gelmiş diye halinize bakıyorlar. Türkiye üzerinden Avrupa'ya gitmeye çalışan göçmenlerin kullandığı bir rota burası. Sanırım o yüzden detaylı inceleniyoruz.)

3.) Kalacağınız günlerin otel rezervasyonu çıktısı
4.) Dönüş uçak biletinizin çıktısı
5.) Her gün için 50 dolar ve sabit bir 250 dolar, kart kesinlikle ikna etmiyor.(Bu kadar nakit parayı ne yapacağım diye düşünebilirsiniz, biz yanımızdaki paranın çoğunu geri getirdik. Ama tabi otelde veya çantanızda oluyor oradaki süre boyunca. Pek mantıklı değil.)
Bu kadar. Ben ilk gelişimde bu ikinci sıraya geçtim, ikinci gelişimde geçmedim, üçüncü gelişimde de geçmedim. Hiçbirinin sebebini bilmiyorum ama rahattım çünkü ne istendiğini biliyordum. Çıkışa doğru yürüyüp küçük havaalanından çıkmadan 150 euroyu grivnaya çeviriyoruz (4830 UAH). Otele ödeyeceğimiz para 5 gecelik (otel değil aslında iki odalı, mutfağı ve banyosu ile meydana yakın harika bir sokağa bakan bir apart) yaklaşık 120 euro (3800 gr). (1 euro 32 grivna)
IMG_20210711_074347.jpg

Lviv Ukrayna'nın kültür başkenti. Zamanında Polonya etkisi de olmuş, Sovyet Rusya etkisi de. Şimdi yaşayan yüzde 9 luk bir Rus nüfusu, yüzde 1 lik Polonyalı nüfusu var. Mimarisi, sanatı, müzeleri, tarihi, çok kültürlülüğü, gastronomisi ve fiyatlarıyla yüz güldüren, küçücük ama içi dolu turşucuk bir şehir.
IMG-20210720-WA0015.jpgIMG_20210709_093141.jpg

Havaalanından şehir merkezi 15-20 dk sürüyor. O yüzden 48 numaralı otobüs ya da 29 numaralı troleybüsü kullanabilirsiniz (10 grivna). Taksiler de gayet uygun ama taksimetre açmaları şartıyla. Havaalanı çıkışında taksiye binerseniz 150 gr, uygulama indirip (über gibi) taksi çağırırsanız 80 gr) Biz troleybüse binip İvan Franko parkında yani son durakta indik. 10 dk kadar yürüdük meydana ulaşmak için. Eğer ki 48 numaralı otobüse binmek isterseniz doğrudan Rynok Meydanı'nda inebiliyorsunuz. Adres bulmak çok kolay değil çünkü binaların numaraları insanı şaşırtabiliyor bazen. Yine telefonunuzdan haritayı takip ederek bulabilirsiniz. Konaklama için tercih edilecek çoğu yerin anahtarı yok, kapıların bir şifresi var. Bina giriş şifresi ve kendi daire kapınızın şifresi. Eşyalarımızı otele bırakıyor ve çıkıyoruz. Daha dışarıya adım atar atmaz İstanbul'un Temmuz ayı neminden eser olmayan hafif esintili, tatlı bir hava vuruyor yüzüme. Çok acıktık. Ama meydanda biraz yürüyoruz. Ukrayna'da maske zorunlu değil. Öyle olunca salgınla ilgili bir hatırlatan görmüyorsunuz. Tuhaf bir duygu sanki hiçbir şey olmamış gibi.. Mekan isimleri zor. Dil zaten zor. O yüzden yemek için gittiğimiz yerlerde ingilizce menü istemekten başka çare yok. Zamanla alışıyorsunuz.

Lviv: Avlular Şehri

Lviv içinde çok zarif avlular saklıyor. Avlular şehrin en büyüleyici ve ruhu olan bölümleri. Özellikle sabah saatlerinde. Binaların arka avluları zaten var ama sokak aralarında biraz daha büyükçe avlular da sürprizli.. Hadi birkaçını gezelim..

IMG-20210721-WA0008.jpgIMG_20210713_113523.jpg
İtalyan Avlusu: İtalyan Avlusu (Italian Backyard) tipik İtalyan Rönesans’ını yansıtan balkonlardan oluşmuş bir alan. Yaz aylarında akustiği güzel bu avluda canlı müzik dinleyebilir, caz festivalinde konserlere katılabilir, ortasındaki kafede oturup bir şeyler içebilir (limoncello ve martini neden olmasın?) ve geleneksel İtalyan yemeklerinin tadını çıkarabilirsiniz.
Pazar Meydanı, 6, Lviv, Ukrayna

IMG-20210721-WA0012.jpgIMG-20210713-WA0026.jpg
Ermeni Katedrali ve Avlusu: Virmenska Caddesi 13. yüzyılın ortalarında Ermenilerin yerleşip geleneksel Rönesans ve Rokoko mimarisiyle inşa ettikleri ve ticaret yaptıkları bölge. Günümüzde halen Ermenilerin yaşadığı bölgede yer alan ve 1363’te yapılan Ermeni Kilisesi, mozaikleri ve duvar resimleriyle ibadete açık. Rus, Gotik ve Ermeni mimarilerinin harmanlanması ile oluşturulan katedral, bölgede yaşayan Ermeniler tarafından ve 10. yüzyıldan kalma Ani Katedrali örnek alınarak inşa edilmiş. Lviv’de, kendi halinde küçük bir Ermeni cemaati yaşamını sürdürüyor. Bu avluda ayrıca çok da güzel bir restaurant var; Mons Pius.
Virmens'ka Caddesi, 7/13, Lviv, Ukrayna

WP_20180917_19_20_57_Pro-1024x577.jpg
Kayıp Oyuncaklar Müzesi: Birkaç apartmanın ortak avlusunda yer alan bu müze öyle bildik müzelerden değil. Sergilenen nesneler oyuncak ayılar, bebekler, arabalar, bisikletler, plastik hayvan figürleri, kitaplar ve çok daha fazlası. Müzenin tarihi, evin bir sakininin kayıp iki oyuncağı bulması ve onları avlunun ortasına bırakmasıyla başlamış. Diğer binaların sakinleri de bu fikri sevince ortaya şaşırtıcı bir koleksiyon çıkmış. Bazı oyuncakları sahipleri gelip alıyormuş yerine bazen başkaları geliyormuş o yüzden gördüğünüz her oyuncak sonraki gelişinizde burada olmayabiliyor. Ürkütücü ve etkileyici.
Knyazya Leva Caddesi, 3, Lviv, Ukrayna

valovaya-sokagi-20numaraya.jpglviv-yemek-rehberi-yerimde-duramiyorum-ezgi-coban-meat-and-justice-2.jpg
Bernardine manastırı - First Lviv Grill Restaurant of Meat and Justice: Bu avluda Bernardine Manastırı ve Galiçya ve geleneksel Ukrayna mutfağının et yemeklerinin piştiği işkence temalı bir restaurant var. Et ve adalet derken neyi kastettiklerini bilmiyorum. Büyük bir kafes, zincirler ve çeşitli işkence aletlerinin olduğu, cellatlar, giyotinler derken bir ortaçağ engizisyon fantazisi yaşamak isteyenlerin gidebileceği bir yer olabilir. Sadece avluyu görmek için de gidilir.
Valova Caddesi, 20, Lviv, Ukrayna

IMG-20210720-WA0013.jpgIMG_20210709_134045.jpg
Lviv Coffee Mining Manufacture: Rynok Meydanı'nda, İtalyan Avlusu ile aynı sırada bir avlu daha. Kahve kokan bir madene girer gibi odalarından geçip kafesi, kahve öğüten değirmeni, hediyelik eşya bölümünü geçtikten sonra küçük bir avluya çıkıyorsunuz. Sahnesi de var üstelik, akşamları çeşitli gruplar çalıyor. Gündüz nefis kahvelerinden içip avluda oturup kitabınızı okuyabilirsiniz.
Pazar Meydanı, 10, Lviv, Ukrayna

IMG_20210722_183048.jpgIMG_20210722_183215.jpg
Andreolli Pasajı: Rynok Meydanı'nda dikkatli bakarsanız göreceğiniz bir geçitle bu pasajın ve küçük avlunun olduğu bölüme geçebilirsiniz. Balkonlarda çamaşırların asılı olduğu, küçük hediyelikçi dükkanların ve birkaç tane de restaurantın bulunduğu çok tatlı bir yer. 18. yüzyılın 2. yarısında inşa edilmiş, ismini ise İsviçreli şekerlemeci Dominick Andreolli'nin 1803'te buraya bir pasta dükkanı açmasından sonra almış.
Andreolli Passage, Lviv, Ukraine

Bu güzel avluların dışında;

IMG-20210721-WA0016.jpgIMG_20210709_093104.jpg
Rynok Meydanı
Rynok Meydanı, Pazar Meydanı da deniyor, istemeseniz de hep içinden geçeceğiniz, her geçtiğinizde yeni bir şey göreceğiniz, güzel binalarla çevrili, küçük, zarif bir meydan. 16. yüzyıldaki yangına kadar gotik mimari hakimken sonrasındaki yapılaşma rönesans ağırlıklı olmuş. Meydanın etrafında her köşeye bir çeşme denk geliyor: Adonis, Neptün, Diana ve Amphitria heykelleri olan bu çeşmeler çok zarif. Belediye Binası ve ve ona bağlı bir saat kulesi olan Ratusha Kulesi de bu meydanda. Biz kuleye kapalı olduğu için çıkamadık. Şu dönem çok dar merdivenlerde büyük kalabalıklar oluşmasın diye kapatmış olabilirler. Zira kuleye çıkan ahşap merdivenler 350 basamaktan oluşuyor.

IMG_20210712_140643.jpgIMG_20210712_191247.jpgIMG_20210712_141927.jpgIMG_20210712_140815.jpg
Meydanın etrafında aynı çizgi üstünde küçük müzeler var. Benim en çok sevdiğim Pharmacy Museum oldu. Girerken normal yani işleyen bir eczanenin içinden geçiyorsunuz bir kapıyla eczacılıkla ilgili en eski aletlerin, raflarda ilaç şişelerinin, otların büyüleyici dünyasına giriyorsunuz. Zamanda yolculuk gibi. Bir simya atölyesine girmişsiniz gibi. 1735 yılında askeri eczacı Wilhelm Natorp tarafından kurulmuş çok sevilesi bir yer burası.
17650.jpg
Hemen iki bina yanında 1577'de inşa edilmiş Black House var. Dışı kumtaşı ile kaplı hemen göze çarpan siyah bir bina bu. Şimdi içinde Lviv Tarih Müzesi var.

IMG_20210711_170336.jpgIMG-20210720-WA0014.jpgIMG_20210711_165909.jpg
Opera Binası
Rynok Meydanı'nın birkaç sokak aşağısında, 1897-1900 yılları arasında yapılmış, üzerinde zafer, şiir ve müziği temsil eden 3 heykel bulunan neo rönesans stili bir bina. Dışı ayrı, içi ayrı güzel. Kendi resmi sitesinde aylık konser programları ve online bilet satışı var. İsterseniz gişeden de alabiliyorsunuz. Opera temsilleri de konserler de arkalardan aldığınızda en düşük 100 grivna gibi (yaklaşık 3 euro). Daha önceki gelişlerimde opera izlemiştim ve yaklaşık 4 saat sürdüğü için, ki genelde bu uzunlukta, bu kez Bach'ın cello suitlerinin çalındığı bir çello ve keman konserine gitmeyi tercih ettik. Konsere gitmezseniz sadece içini de gezebilirsiniz.

IMG_20210711_112424.jpgIMG_20210711_112302.jpgIMG-20210721-WA0020.jpgIMG-20210721-WA0014.jpg
Lychakiv Mezarlığı ve Kırsal Yaşam Müzesi (Museum of Folk Architecture and Rural Life)
Aslında iki farklı yer ancak şehirdeki konumlarına göre zamandan kazanmak için aynı gün gezebileceğiniz yerler. Çünkü biraz uzak. Yürünebilir aslında 3 km kadar. Ama içinde de dolaşacağınızı düşünürseniz biraz yorucu olabilir. O yüzden biz telefona Bolt diye bir uygulama yükleyip taksi çağırdık.( Meydandan müze 90 gr) Bulunduğunuz noktadan gideceğiniz yerin adını yazdığınızda ödeyeceğiniz ücreti hesaplıyor. Sonra size kaç dakika sonra taksinin sizin bulunduğunuz yerde olacağını söylüyor. Taksiyle Kırsal Yaşam Müzesine gidip orayı gezdikten sonra yürüyerek yokuş aşağı mezarlığa geldik. Kırsal Yaşam Müzesi 1971'de inşa edilmiş ve eskiden yaşanan kırsal hayata dair evler, objeler burada çok büyük bir yeşil alan içerisinde aslına uygun şekilde yansıtılmış. Ahşap evler, yeldeğirmenleri, kilise ve bir de küçük yapay göl var. Lviv'de en sevdiğim yerlerden biri.. Giriş ücreti 70 gr, öğrenci 50 gr). Biz bir sabah sandviçlerimizi hazırlayıp gittik, girişindeki küçük kafeden de çayımızı aldık. Cukor kahvaltısı kadar olmasa da gayet keyifli bir kahvaltı oldu ormanda.
IMG_20210711_130014.jpgIMG_20210711_130137.jpgIMG_20210711_131016.jpgIMG_20210711_131906.jpg
Buradan çıkıp yokuş aşağı 15 dakika kadar yürüyünce Lychakiv Mezarlığı'na ulaşıyorsunuz. Burası neredeyse müzeye dönüşmüş 18. yüzyıla ait bir tarihi mezarlık.( Giriş yetişkin 50 gr, öğrenci 30 gr) ) İçeride çok sayıda sanatçının, bilim insanının ve şehrin önemli isimlerinin mezarı var. Zamanında yanında Musevi mezarlığı varmış, iki mezarlık birleşince Hristiyan-Musevi ortak mezarlığı haline gelmiş. Hava sıcak olunca içeride çok uzun süre vakit geçiremedik ama görülesi bir yer.
Lychakiv Mezarlığından çıkıp bir 15 dakika daha yürüyünce meydana yakın buranın meşhur çikolatacısı Roshen'e girdik. İçerisi bayağı güzel. hediye almak için de harika bir dükkan. Fiyatlar uygun ve başka yerlerde bulunmayan çeşitte (margaritalı, tekilalı, viskili vb) çikolatalar var. Biraz alışveriş yapıp günün kaçıncı olduğunu artık unuttuğum kahvesini içmek için meydanda Centaur'a oturuyoruz.
IMG-20210721-WA0021.jpgbbfa8cf0-eb07-11eb-9416-55a1dc9726a3.jpgIMG_20210710_085703.jpg

Kafeler, Restaurantlar, Barlar
IMG_20210722_101214.jpg Coffee Manifacture
Lviv'de her mekan birbirinden güzel. Tesadüfen bir yere oturup kendiniz de bir çok güzel yer keşfedebilirsiniz. Rynok Meydanı'nda Black House'ın sırasında köşede Coffee Manifacture var mesela. Hemen yanında çok güzel bir hediyelik eşya dükkanı olan bu kafenin kahveleri nefis özellikle espressosu. Tatlıları özellikle "Napolyon"u meşhur. Kahveler bu tip daha nitelikli yerlerde 30 ile 40 grivna arası yani 1 euro. Ama meydanda da olan ve başka bir çok sokakta şubesini göreceğiniz Aroma Kafe'de 19 grivna. Ben yine meydandaki Centaur'u da sevdim. Burası da çok eski bir cafe ve meydana dönük oturup etrafı izleyebiliyorsunuz.
IMG_20210712_114323.jpg Centaur Kahvaltısı

IMG_20210712_203940.jpgIMG_20210713_102157.jpg Atlas
"Atlas" da Centaur ile aynı sırada hem gündüz bir şeyler içmelik hem akşam yemeği için harika bir yer. O da meydana bakıyor. Yazın dışarıda oturmak daha cazip elbette ama içi de çok güzel belki tuvalete giderken odalarını gezebilirsiniz. Atlas şarap ve yemek için güzel bir yer. Bir Odessa Black denedik 2020. Daha önce denediğim bir üzüm değildi. Çok beğendim. Baharatsılığını shiraza, yüksek tanenlerini cabarnet sauvignona benzettim.
IMG_20210714_144501.jpg
Atlas'ın sırasından ilerleyince Dominican Kilisesine bakan sokakta KHANNA KYPHAXA var (yazılışı tam olarak böyle değil n harfleri ters mesela ama görünüşünden çıkarabilirsiniz. Knajpa Kurnaha gibi.) Burası da gündüz ayrı güzel gece ayrı. Pizzaları hem lezzetli hem uygun fiyatlı.

IMG-20210720-WA0021.jpgIMG_20210708_232738.jpgIMG-20210713-WA0022.jpg
Pravda Beer Theatre ise 3 katlı, girişinde hediyelik eşyaların ve içinde çok çeşitli biraların olduğu, akşamları Pravda Orkestrası'nın sahne aldığı, gitmeseniz olmaz bir mekan. Pravda Ukrayna'nın ünlü bir bira markası. Bir çok mekanda görüyorsunuz. Drunken Cherry meydana bakan bir vişne likörü dükkanı. Bardağınızı alıp dükkan önünde içebiliyorsunuz.
IMG_20210710_114455.jpg Cukor Kahvaltısı
IMG-20210721-WA0018.jpg

Bunlar Rynok Meydanı'ndaki mekanlar. Meydanın çevresindeki sokaklarda da gidebileceğiniz harika yerler var. Cukor bunların içinden en bilinenleri. Fiyatları Lviv standartlarına göre biraz yüksek ama herşey çok lezzetli. (Fiyat içeceklerde çok değişmiyor ama mesela kahvaltı ya da yemek için gittiğinizde biraz artıyor.) Cukor'da hem bir sabah kahvaltı yaptık(140 gr ortalama) hem de bir akşam Epic Cheeseburger'de (Cukor'a bağlı) hamburger denedik. Sanırım hayatımda yediğim en güzel hamburger olabilir (The Special Truffle One idi adı. Böyle özellikli hamburgerler 220 gr).

IMG_20210713_101112.jpgIMG-20210713-WA0032.jpgIMG_20210713_094530.jpg
Meydandaki Beer Theatre'ın hemen yan sokağında Backewski Restaurant var. Evet çok popüler bir yer ama ben bayıldım. Ezgotik bir bahçe içine giriyorsunuz; büyük, tavana kadar bitkilerin ve renkli papağanların olduğu, camdan tavanlı bir yer burası. Ortadaki piyano da dekor değil, müzik hep var. Kahvaltısı güzel ayrıca şampanyalı. (180 gr yani 5,5 euro )
IMG_20210710_191204.jpg
Epic Cheeseburger'in sırasında Tikithai uzakdoğu mutfağı sevenler için nefis. Ben Tom Kha Çorbası'nın(140 gr) Tayland'dan beri meftunuyum. Neredeyse birebir diyebilirim. Fiyatlar da uygun. Noodle tabakları (150 gr) çok iyiydi. Japon biraları da öyle.
IMG-20210720-WA0016.jpg
Yine aynı sokakta Lviv Croissant'ı söylememek olmaz. Bir çok yerde şubesi olan croissantları daha çok arasına bir şeyler koyduracağınız sandviç gibi düşünülen bir yer. Kendi croissantınızı oluşturuyorsunuz yani.(Ortalama 30-40 arası tutuyor) Bir sabah kahvaltı için tercih edilebilir bir yer. Ama o kadar güzel mekanlar var ki bir sabahtan fazlasına gerek yok bence.
IMG_20210710_125521.jpgIMG-20210721-WA0001.jpg
Lviv Chocolate Factory içinde çikolata üretiminin de olduğu hem kafe hem üst katında tane tane çikolata seçip alabildiğiniz, hediyelik eşyalar da satan çok tatlı bir yer.
IMG-20210721-WA0009.jpg
Hemen hemen bütün mekanlarda sokakta oturduk. Ama bir yer var ki girişi bile belli olmayan, meydanda olmasına rağmen haritadan zor bulduğumuz Kryjivka, Lviv'in konsept mekanlarından biri. Burası savaşla ilgili çok sayıda simge barındırıyor. Girişte kapıyı tıklatıyorsunuz. Kapı açılıyor ve göbekli bir amca parola soruyor sert bir sesle. Slava Ukraine duymazsa içeri almıyor. Ukrayna'ya zafer anlamına geliyormuş. Bir shot ballı rom dolduruyor mataradan ve "iç" diyor. Biraz Türkçe öğrenmiş. Merdivenlerden inip dehliz gibi, koridorlardan, odalardan geçerek gidiyorsunuz. Bir nevi sığınak. Çok güzel müzikler çalıyorlar, menüleri de güzeldi (Biralar diğer yerlerle aynı 30-40 gr)
d0b41e60-eb23-11eb-8acf-95156eda216c.jpg
Pek kimsenin bilmediği veya yazmadığı bir çi börekçi de Knyazya Yaroslava Caddesinin üstünde meydanın birkaç sokak dışında, bir pazar yerinin yanında halkın geldiği, turistik olmayan, buralı kadınların açıp hemen pişirdiği sadece açık bir bahçesi olan çi börekçi. Tanesi 15 gr, fıçı bira 19 gr)
Mekanları fiyatlarıyla birlikte yazmaya çalıştım. Elbette daha bir çok güzel yer vardır. Keşfedip bulmak da güzel..

54959010-eb24-11eb-8acf-95156eda216c.jpgIMG-20210721-WA0010.jpgIMG-20210721-WA0003.jpg
İvan Franko Parkı
18. yüzyıl sonlarında İmparator II. Joseph'in isteğiyle yaptırılmış çok büyük bir park. Halk arasında ismi Cizvit Bahçesi. 11 hektarlık bir alanda 50 farklı ağaç türünün yaşadığı ve içinde 400 yaşın üstünde tarihi ağaçların da olduğu uzun süre vakit geçirmelik bir yer. Yazın festivallerin bir bölümü burada gerçekleşiyor. Daha önceki gelişlerimde Jazz festivali vardı mesela ve çok keyifliydi. (Ayrıca havaalanına giden troleybüs de bu parkın karşısındaki duraktan kalkıyor) Bu kez de çimenlerin üstünde yayıldık, kitap okuduk, kahve içtik, scooter kiralayıp güne aksiyon kattık. (Kiwi ve Bolt olarak iki model var. Birinin uygulamasını telefona indirip hemen kullanabiliyorsunuz.)

  • Günler çok uzun, hava 10 civarı kararıyor
  • Opera Binasının hemen yan sokağında hem yerel elişi ürünlerin hem tabloların, küçük hediyeliklerin satıldığı bir pazar yeri kuruluyor haftanın her günü. Vernisagge Pazarı.
  • Dükkanlara ve pazar yerlerine bakınca tekstil pek iyi değil, giysiler rüküş, sebze meyve ise doğal ve ucuz. Redberry, blueberry, dağ çilekleri vs sepet sepet satan yaşlı kadın ve erkekler var yol kenarlarında. Hepsi çok güzel.
  • Arsenal bölgesinde de bir bit pazarı var, her gün açık küçük bir avluda bir elinde kitap tutan bronz Ivan Federov heykelinin etrafında kuruluyor. (Ivan Federov, Belarus, Rusya ve Ukrayna'ya ilk matbaayı getiren kişi) Eski paralar, takılar, kitaplar, plaklar satılıyor. (1 plak aldık ...)
  • Valova Street üzerinde Roshen uğranılıp hediye alınabilecek çikolataların satıldığı bir dükkan. Eğer büyük marketlerden değil de yerel pazarlardan bir şeyler alıp götürmek isterseniz Roshen'in karşısındaki sokakta sebze meyve ve şarküteri ürünlerinin, bolca peynirin satıldığı bir pazar var. Fiyatlar marketlere göre daha uygun. Ama elbette hijyen ve paketleme konusunda bilemiyorum denenebilir mi..
  • Nefis çaylar var karışım halinde satılıyor tartılarak. Bir de balı meşhur. Bütün hediyelikçilerde bal, bitki çayları, likörler ön planda.
  • Alışveriş yapmak için meydana yakın; Knyazya Yaroslava Caddesi üzerinde ( çi börekçiye yakın) market var ve bir de Svobody Caddesinde ( Opera Binasına yakın) bir market var. İkisi de oldukça büyük marketler; dönerken götürmek için bir şeyler almak isterseniz. Biz genelde gidiş biletlerini bagajsız, dönüşleri bagajlı alıyoruz. Ve yeni düzenleme Sabiha Gökçen Havaalanı internet sitesinde yazan; ülkeye giriş yapan yolcular için kişibaşı alışveriş limitleri:

• Sigara: 3 karton
• Alkollü İçecekler: 1 litre Alkollü içki (%22’den fazla alkol içeren alkollü içkiler, şarap ve şampanya hariç)
• Alkollü İçecekler: 2 litre Alkollü içki (%22’den az alkol içeren alkollü içkiler, şarap ve şampanya dahil)
• Parfüm: 600 ml
• Makyaj veya Cilt Bakım Ürünleri: 5 adet
• Çikolata ve Şekerleme: 2 kg
• Kahve: 1 kg
• Çay: 1 kg

  • Daha önceki gidişlerimde Caz festivaline denk gelmiştim. Şehrin sokakları, meydanı, parkları bahçeleri müzik. Festival takvimine bakarak giderseniz inanılmaz bir deneyim olacaktır.( Genelde Haziran son haftası)
  • Ukraynalılar ingilizce konusunda gerçekten zorluk yaşıyorlar. Yani turistik mekanlardakiler de öyle.
  • Lviv çocukla gelinecek bir yer kesinlikle. Biz çok eğlendik. Küçük, yorucu değil, mekanlar çok renkli, çikolatası dondurması bol, sokak müziği harika, festival zamanı daha da keyifli, scooter kiralayıp büyük parklarda zaman geçirmek de artısı. Ve konakladığınız yer meydana yakınsa gün içinde otel molaları verince hiç sorunsuz bir gezi olur.
  • İstanbul - Lviv uçak biletleriyle ilgili; tek yön bilet en az 300 lü rakamlar gördüm (290 da vardı) yani 300- 500 tl arasında bir rakama biletiniz normal ama Lviv için 500 ü geçen rakamlar, bence, pek cazip değil. Yani bir değer olma hali, gittiğiniz yer ucuz, keyifli 3-4 gün geçirilecek bir şehirse bilet fiyatları da uçmamalı. O yüzden biletleri önceden almakta fayda var derim.
  • Bir sonraki Lviv seyahatini Aralık ayında yapıp bir noel pazarına denk getirmek hayalim.

Posted by yolgunlukleri 20:06 Archived in Ukraine Comments (0)

Fas Festivalleri

assilah_04e.jpgmorocco-the-cultural-moussem-of-asilah.jpg
- Assilah festivaline denk gelip duvarların boyanışına şahit olmak çok güzel olmaz mıydı? Assilah’ta her yaz bir festival düzenleniyor ve şehrin duvarları dünyaca ünlü sanatçılar tarafından çeşitli temalarda boyanıyor. Genelde Temmuz ayında başlayıp bir ay süren bu yıllık festivalde, Japon sanatçılardan Sufilere kadar dünyanın her yerinden sanatçılar şehre geliyor. Etkinlikler arasında atölyeler, halka açık sanat gösterileri, konserler ve sergiler yer alıyor. Hatta bir yaz üniversitesi oluyor. Üniversite hocalarının, düşünürlerin, yazarların, bilim adamlarının, sanatçıların yer aldığı herkese açık bir platform haline geliyor.
3a079730-71d9-11eb-80b5-4bcab24d5441.jpg3c4a0d20-71d9-11eb-80b5-4bcab24d5441.jpg
-Tangier'de 2000 yılından beri her yaz düzenlenen bir Tanjazz Festivali var. Tangier Jazz Festivali 1 hafta sürüyor. Caz severler, çeşitli mekanlarda ücretsiz ve ücretli konserlerin yanı sıra sokak partileri, sergiler, filmler ve danslarla dolu bir hafta geçiriyorlar. Konser mekanları arasında İtalyan Sarayı, Comarit, Veolia, BMCI, Castel Palace ve Glenfiddich Tanjazz Club bulunuyor.
689bb950-71d9-11eb-80b5-4bcab24d5441.jpg
- Fez'de 1994'den beri yapılan World Sacred Music Festival bir hafta süren, dünyanın birçok yerinden farklı inanç ve gelenekten gelen müzisyenin buluştuğu büyük bir kutsal müzik festivali.(Tarihleri değişebiliyor.)

Fes Gurme Festivali ise Mart ayında gerçekleşiyor. Fas mutfağı yemeklerini tanımak ve tatmak ve bu yemekleri yapan aşçılardan bilgi almak için keyifli bir festival.
899f4310-71d9-11eb-80b5-4bcab24d5441.jpg92a99000-71d9-11eb-80b5-4bcab24d5441.jpgGnauoa2015_V2-thumbnail-800x460-90.jpgbanner-07.png
-Essaouira Gnaoua World Music Festival her yıl Haziran ayında yapılıyor. Dünyanın bir çok yerinden gelen sanatçılar ve mistik Gnaoua müzisyenleri bir araya geliyor, sokaklar müzikle dolup taşıyor.
maxresdefault.jpg8986bc90-71da-11eb-80b5-4bcab24d5441.jpg8dc306b0-71da-11eb-80b5-4bcab24d5441.jpg
-Marakeş'te; görsel sanat, edebiyat ve sinema üzerine yoğunlaşan Arts in Marrakech International Bienale, Kuzey Afrika'daki üç dilin (İngilizce, Arapça ve Fransızca) hakim olduğu ilk ve en büyük bienal.

Posted by yolgunlukleri 19:39 Archived in Morocco Comments (0)

Madrid

e922d870-6f94-11eb-8d0c-7ba72482b705.jpg

Çin'in Wuhan şehrinde ilk koronavirüs vakasının çıktığı, arkasından duyulan birkaç vakanın da ciddiye alınması gerekmeyen, kıyıda köşede küçük haberler olarak kalacağını düşündüğümüz ve çok uzak bir coğrafyaya ait haberler okuduğumuzu sandığımız günlerdi. Ocak sonları kalkıştığımız bu Atina aktarmalı 3 gün Madrid 7 gün Fas yolculuğuna iyiki gitmişiz. Son maskesiz, yeme - içme mekanları, çarşı-pazar gezdiğimiz, sokakta rahatça dolaşıp gece dönüş zamanını kendimizin belirlediği son yolculuğumuzmuş.

22 Ocak 2020

İstanbul'dan Madrid'e Atina havaalanından aktarma yaparak ulaştık. Önce Pegasus sonra Aegean. Atina'yı, uçakta içtiğimiz Agiorgitiko şarabıyla anıp sadece Yunanistan seyahati için geleceğimiz ve uzun kalacağımız sözüyle geçiyoruz bu kez. Agiortiko Yunanistan'da yaygın ekilen bir üzüm çeşidi. Düşük tanenli, meyvemsi, hoş bir şarap. Gökyüzünde hangi şarabı içsem hoş geliyor o ayrı..

IMG_6888.jpg

"Ey felaket tek başına geldiysen hoşgeldin!"
Ben demiyorum. Don Kişot söylüyor. Yenilip yenilip her defasında ayağa kalkabilen, sürekli dayak yiyip sonra üstünü başını silkeleyip yoluna devam eden Don Kişot. Muhteşem yenilmelerin insanı! Şimdi Madrid'de, yazarı Cervantes'in şehrindeyiz. Felaketin tek başına gelmesini istemesi şaşırtıcı değil Cervantes'in. Madrid'de 20'li yaşlarında bir düelloya katılıp birini yaralıyor ve Madrid'den kaçmak zorunda kalıyor. Roma'daki İspanyol birliğine katılıyor. İnebahtı Deniz Savaşı'nda yaralanıyor, Osmanlıya esir düşüp 5 yıl esir olarak yaşıyor. Sonra geri dönüyor. Ama dönünce de hapse düşüyor. Don Kişot'u hayatının son döenmlerinde hapiste yazıyor. Aslında çok satıyor o dönem. Hatta o kadar ünlü oluyor ki korsanı basılıyor. Bir nevi döneminin best seller'ı. Çok satması o dönem Cervantes'in hayatını pek kolaylaştırmasa da ironi şaheseri Don Kişot dünyanın en çok okunan eserlerinden biri oluyor.

IMG_20210113_215033.jpg

Bildiğimiz, sevdiğimiz o yüzden de özlediğimiz bir şehir Madrid. Bazı yerlere ilk kez geldiğiniz için heyecanlanırsınız, bazı yerleri sadece özlediğiniz için. Üstelik Ocak ayındayız ve hava mis. Sokaklarda rahat yürümek güzel. Madrid'e daha önce birkaç kez geldik ama her yolculuk kendine özel. Önceden gidip çok sevdiğim yerlere tekrar tekrar gelmeyi, aynı mekanlara gidip o tanışıklık hissiyle keyiflenmeyi seviyorum. Ama kesin kurallar yok yolda. Bir sevdiğini bir daha sevmeyebilir, çok sevdiğine daha da aşık olabilirsin.

20200123_091305.jpgIMG_6963.jpg

Ben sokağa çıkınca dünyayı unutur, kilometrelerce yürür, o heyecan ve mutlulukla etrafa bakarken yemeyi içmeyi unuturum. Bu kez öyle olmadı. Çok tatlı küçük molalar verdik. İlk molamız hem yol yorgunluğu hem kokusunun davetkarlığıyla ekmek arası kalamar, yanına cerveza oluyor. Plaza Mayor'un, şehrin 9 girişi olan en büyük meydanlarından, hemen yanıbaşındaki sokaklarda böyle cızırtılı - kokulu yerler var. Meydan kültür ve belediye binası ile çevrili. Ortasında ise 1616 yılında yaptırılan Kral Philips III'e ait atlı bronz bir heykel var. Meydanın etrafındaki kemerlerin altından geçip ara sokaklara giriyoruz.

IMG_6958.jpgIMG_20210109_170000.jpg

Birkaç mekan ismi var elimizde ama bulmak zorunlu değil. Fazla turistik yerlerden uzak durup doğaçlama yürüyoruz. İşte onlardan biri Calle Mayor'da karşımıza çıkıyor. Çok eski bir yer; Casa Ciriaco. 1897'den beri burada. Açılışı köpüklü şarapla yapıyoruz. İspanya'nın güzelliklerinden; içecek yanı tapas ve ne geleceğini bilmemek işin sürprizli ve hoş tarafı. Yanında ançuezli tapas geliyor. Barda oturan, iş çıkışı içkisini alıp ayaküstü laflayanlar var. Kimsenin eve gitme gibi bir derdi ya da acelesi yok. Bizim zaten yok. En çok da bu; saatle işinin olmaması hali güzel.

Bodega_6.jpgcasa-ciriaco.jpgIMG_20210109_170058.jpgIMG_20210109_170139.jpg

Plaza Mayor kadar ünlü diğer meydan da Puerta del Sol. Yeni yıl kutlamalarının yapıldığı o meydan burası. Bir sokak var aralarında. Çıkıp biraz daha yürüyoruz sokaklarda sonra kapalı bir pazar yeri olan o harika Mercado de San Miguel'e girip curcunada pazar dolaşıyor, bir vermutçunun barına yaslanıp vermut- yeşil zeytin molası veriyoruz. Burası 2009 yılında Madrid'in ilk gastronomi pazarı seçilmiş. Saat ilerliyor ama sokaklar daha bir kalabalıklaşıyor sanki. Akşam yemeği 22 gibi yeniyor. Bugün günlerden Çarşamba. "Yarın iş günü" gibi bir kavram yok ya da bunu yarın düşünürüz havası hakim. Bu kaygısız ve neşeli hali özlüyorum ülkemde. Uzun zamandır hayatımızda olamayan o genel keyif hali.

602d50dc291687f6825df3936d60e624.jpgIMG_6903.jpgIMG_20210109_165936.jpg

Çıkıp yürümeye başlayınca soğuyan hava yüzümüze çarpıyor. Yine meydanın etrafındaki sokaklardan birinde tesadüfen içerideki canlı müzik sesini duyup girdiğimiz yer meğer çok bilinen ve jazz konserlerinin de olduğu bir barmış. Konser devam ediyor. Hemen içeriden çıkan iki kişinin yerine giriyor, barın en güzel köşesine oturup geceye dahil oluyoruz. Güzel sürprizler.. Biralı, fıstıklı, jazzlı Cafe Central.
2Kike_Perdomo.JPG296eb1f0-6f96-11eb-8d0c-7ba72482b705.jpg

23 Ocak 2020 Perşembe

IMG_6926.jpg20200123_092231.jpg
San Gines buraların en meşhur "churros"cusu. 1894'ten beri açık. Aynalarla kaplı, nostaljik masa sandalyeli çok güzel bir dükkan. Kahvaltımızı espresso-churros ile yapıyoruz.

GOPR5771.JPGGOPR5763.JPG

Hava Ocak ayı için oldukça ılık. Sokaklarda çok vakit geçiriyoruz. Böyle güzel havalarda yapılabilecek en güzel şeylerden biri de park-bahçe gezmek. Parque del Buen Retiro ortasında büyük bir yapay göl olan 1700 lerden beri var olan bir park. Çok büyük ama yürümekten sıkılmayacağımız kadar da keyifli. Tamamı camdan yapılmış kristal sarayı Palacio de Cristal de bu parkın içinde. Bu cam panellerden oluşan yapı muhteşem güneş ışığı ile sürekli renk değiştiriyor. İçinde yılın her vakti sergiler ve çeşitli performanslar var.

IMG_6992.jpgGOPR5764.JPG

Prado Müzesinin hemen yanındaki Kraliyet Botanik Bahçesi de şehrin nefes alınacak yerlerinden. 1755 yılında Fernando VI tarafından kurulmuş, 19. Yüzyılın başında Avrupa’nın önemli bahçelerinden bir çok bitki türü getirilip ekilmiş ve şimdi 5 binden fazla çiçek ve bitki türüne ev sahipliği yaparak dünyadaki sayılı bahçeler arasına girmiş. Bahçenin ilk kullanım amacı yetiştirilen bitkilerin tıpta kullanılması. Sonraları halka açık bir dinlenme noktası haline gelmiş.
IMG_6971.jpgIMG_6968.jpg
Casa Gonzales
Sokaklarda yürüdükçe gitmek istediğiniz yerleri de görüyorsunuz aslında. Madrid yürüyerek gezilir bir şehir. Casa Gonzales benim bayıldığım mekanlardan biri. Sadece bir yeme-içme mekanı değil, hikayesi olan yerlerden. Hani yıllar sonra gelip bulduğunuz ve hemen hemen hiçbir şey değişmediği için bir tanışıklık hissi doğuran ve yıllar sonra tekrar geldiğinizde yine aynı şekilde bulacağınız duygusu veren yerlerden. Masalarında müdavimlerin oturduğu, turistlere de bir süre sonra o müdavimlik hissini veren. Hem bir şarküteri, hem tapas bar hem de raflarından görüp seçebileceğiniz güzel de bir şarap menüsü var. Sade bir masa, bir yolculuğun en güzel anı olabiliyor bazen. Kırmızı bir rioja ve manchego peyniri gibi.
IMG_6962.jpgIMG_6976.jpgIMG_7001.jpg20200123_090643.jpg20200123_091046.jpg20200123_090649.jpg
La Mallorquina , El Riojano çok eski pastanelerden. İçeride ne var ne yok bakmak, yıllarca değişmeyen camekanları, değişmeyen tarifleri görmek, satılan ürünleri tahmin etmeye çalışmak bile zevkli.

Hosteleria_y_restauracion-Tortilla-Croquetas-Empresas_436968224_135307141_1024x576.jpg
Akşamları dolup taşsa da Madrid'in en güzel tortillalarının yapıldığı Pez Tortilla'yı bulup bir dilim brie ve truflu, bir dilim ıspanak ve peynirli deniyoruz. Oturacak yer bulmak zaten mümkün değil ama yaslanacak yer buluyoruz. Aynı isimli sokakta ve çok merkezde. Geldiğimize değiyor, burası da sonraki gelişte yine uğranacak yerlerden biri oldu bile.

20180224-203024-largejpg.jpgGOPR5660.JPG
Prada a Tope var yolumuzun üzerinde. Calle Principe'de. Şarapları Palacio de Canedo şarap imalathanelerinden gelen, ahşap ağırlıklı, sıcak bir mekan. İş çıkışı yine dopdolu. Kısa kalıp çıkıyoruz zira merak ettiğimiz başka bir yer var.
56-283713-lavenencia-exterior.jpg

Gecenin sonunu, iyiki gelmişiz dediğim La Venencia'da bitiriyoruz. 1930 ların İspanya İç Savaşı sırasında kurulan, masalarında fosur fosur sigara içilip devrim planlarının yapıldığı, Ernest Hemingway'in çokça vakit geçirdiği mütevazi bir sherry barı. İçeriye girdiğinizde zamanda yolculuk yapıyorsunuz; herşey 90 yıl önceki gibi sanki. Hatta kuralları bile. Bahşiş hala yasak. Sarhoş olup devrilmek yasak; sosyalist ilkelere saygıdan. Ve fotoğraf çekmek de yasak. O zamanlar Cumhuriyetçilerin faşist casuslar tarafından dinlenme, takip edilme ya da kaçırılma korkuları var.

56-283711-lavenecia-interior.jpgIMG_7016.jpg

La Venencia menüsü : Manzanilla, Fino, Oloroso, Amontillado ve Palo Cortado. Yemek yok, şarap yok, bira yok, müzik yok. Sadece sherry var, onlar da duvardaki beyaz kağıtta fiyatlarıyla yazıyor. Hafif manzanilladan yoğun Oloroso'ya her bardağın yanına başka bir atıştırmalık tabiiki sürpriz. Ben en çok parlak zümrüt yeşili, kokulu zeytinleri seviyorum.

IMG_7021.jpgIMG_7015.jpg

Karakteristik, yerel ve ucuz bir yer; koyu renk büyük sherry fıçılar, tozlu şişeler, antika bir yazarkasa, onlarca yıllık eski posterler, faturanı oturduğun masanın üzerine beyaz tebeşirle yazan ve fotoğraf konusunda titiz huysuz garson. La Venencia'dan ağzımda ilk kez içtiğim kehribar rengi Oloroso'nun gövdeli, fındıksı, kuru meyve, tütün ve baharat notalarıyla baskın tadıyla ayrılıyorum.

IMG_7026.jpg

24 Ocak 2020 Cuma

Kahvaltımızı yine San Gines'te espresso ve bir churros paylaşarak yapıyoruz. Bir kez daha gelmeden dönemezdik. Çünkü sadece churrosu değil espressosu da harika.

IMG_20210113_144856.jpg
Buradan çıkıp Fnac'e yürüyoruz. Hepsi meydan civarında, birbirine yakın yerler. Çok çeşitli kitap, dergi, plak, teknolojik alet barındıran çok katlı bir mağaza burası. Deniz'e gittiğim yerlerden o ülkenin dilinde Küçük Prens alıyorum. Burada biraz vakit geçirip içinden çıkamayacağımızı anlayınca Küçük Prens'i alıp çıkıyoruz. İçerisi eğer zamanınız varsa çok zengin. Ancak bizim gideceğimiz daha küçük ve geçmişten gelen bir kitapçı var.

fotos-madrid-barrio-letras-010-337x450.jpgc41a1d50-6f98-11eb-baa2-e1d7d65fd515.jpg

Barrio de Las Letras Cervantes'in bir dönem yaşamış olduğu tarihi bir semt. Miguel Miranda da 1949'da kurulmuş ve dükkan zamanla akademisyenler, entelektüeller, üniversite profesörleri ve farklı kültür ve ilgi alanlarından birçok kişi için sosyal bir buluşma yeri haline gelmiş. Girişinde Cervantes'in küçük bir heykeli olan, nadir kitapların sergilendiği ve çeşitli dergiler ve Cervantes'e ait hediyelik küçük objeler de satılan bu yeri şimdi Miguel Miranda'nın oğlu işletiyor. Büyülü bir kütüphane burası. Kendine ait bir rengi ve kokusu var.

IMG_20210112_133131.jpgGOPR5744.JPG

Miguel Miranda'dan aldığımız Don Kişot ve Sancho Panza'lı bir şarap mantarı. Gittiğim yerlerden aldığım küçük şeyler hiç bir zaman bir kenarda durmuyor. Öyle olmayacağını bilerek alıyorum. Birlikte hareket ediyoruz onlarla. Bu mantar da açıp dolaba koyduğum şişelerin ağzını kapatıyor ve her gördüğümde mutlulukla gülümsüyorum.

GOPR5743.JPGVendorStoreFront.jpg

Madrid'de mutlaka görülecek ilk yer Prado Müzesi. Bana göre dünyanın en keyifli müzelerinin başında geliyor. Daha önceki gelişlerimde gittiğim için bu kez girmedim. Velazquez'in Las Meninas'ı, Rembrant, Goya, Dürrer, Titian...Reina Sofia da güzel bir müze. Dali ve Picasso tabloları burada. Bir seyahatte Prado, diğerinde Reina Sofia iyi bir tercih olabilir.

Biz güneşi takip edip sokaklarda yürümeye devam ediyoruz. Madrid'de son saatlerimiz. La Latina keyifli bir bölge. Bit Pazarı El Rastro burada. Calle Embajadores ve Ronna de Toledo arasında on dokuzuncu yüzyıldan bu yana aynı yerde kurulmaya devam eden Madrid’in en ünlü bit pazarı. Etrafta bir çok güzel tapas bar da var. El Viajero'da bira- patatas bravas molası verip bir sonraki gelişimizde La Latina'da daha çok vakit geçirmeye karar vererek Madrid'e şimdilik veda ediyor, çantamıza bir cava atarak Tangier'e doğru yola çıkıyoruz.

nosotros1.jpgIMG_7004.jpg
El Viajero La Latina'da, bit pazarındaki dükkanları gezdikten sonra soluklanılacak, dışı sarmaşıklarla kaplı, masaları sokakta, eski ve çok hoş bir bar. Ayak uzatmalık, sokaktan gelen müziği dinleyip anın tadını çıkarmalık..

Birkaç faydalı fiyat bilgisi:

Barajas Havaalanından şehir merkezine ulaşım: 8 numaralı metro ile 25 dk kadar sürüyor. 2,60 euro

Otobüs ile: 45 dk kadar sürüyor. 5 euro

Taksi ile: Şehir merkezi fix 30 euro.

Prado Müzesi bilet: 12 euro

Reina Sofia Müzesi: 10 euro

Kraliyet Botanik Bahçesi: 4 euro

Cana: (n üzerinde dalga var ve kanya okunuyor. Cana küçük boy bira genelde su bardağında getirilen. Genelde 1 ya da 1,5 euro.

Markette bira: 0,6 euro

Espresso: Genelde 1 ya da 1,5 euro. San Gines'te espresso 2 euro ve churros 4 euro.

Casa Gonzales'te kırmızı şarap, peynir tabağı: 15 euro

La Venencia'da sherry Manzanilla 1,90 diğerleri 2,20 euro.

Posted by yolgunlukleri 17:55 Archived in Spain Comments (0)

Essaouira

Essaouira
20200127_112121.jpg

27 Ocak 2020 Pazartesi

Okyanusa doğru yürüyoruz. Yüzüme vuran rüzgar değişiyor. Balık tezgahlarının ve teknelerin arasından geçip geniş kumsala varıyoruz. Yürüyüş yapanlar, yüzenler, sörf yapanlar, bir köşede gitar çalıp şarkı söyleyen bir grup genç. İncecik bir kum bu, elini okşuyor. Okyanus dalgalı, sörfçüler burayı seviyor. O kadar güzel ki günlerce kıpırtısız şu kumun üzerinde oturabilirmişim gibi geliyor. Avucuma bir avuç kum alıp cebime koyuyorum. İnsan bazen sonradan özleyeceği yerleri o an tam da yaşarken biliyor. Tabii o sıra bilmediğim Essaouira'nın bir de arka tarafı olduğu. Asıl dalganın ne olduğunu daha görmemişim.

IMG_0459.JPG

othello_filmposter_500.jpgimage_750x_5f62228abdca4.jpg
"Kamera bir şairin kafasındaki göz olmadıkça bir film asla gerçekten iyi değildir" O. Welles
Orson Welles'in 1952'deki Othello filminin açılış sahnesinde görünüyor Essaouira. Orson Welles bir süre burada kalmış, şimdi kendi adını taşıyan bir otelde. Bu küçük kasaba da epey popüler olmuş. Popülerlik sebeplerinden biri de Jimi Hendrix. 1969 yazında Essaouira'da ve buraya 4 km uzaklıktaki Diabat köyünde kalmış. Sonrasında hippiler sürekli ziyaret etmiş burayı. Faslılar da Jimi Hendrix mitleri oluşturmuşlar.

Yakın tarihte Game Of Thrones'un 3. sezonunda Lekesizleri gördüğümüz kale de Essaouira'da..

93343eb0-6eb6-11eb-9383-bf458bcf2cca.jpg
Bir de Jeremy Irons ve Patricia Kaas'ın oynadığı And Now.. Ladies and Gentlemen filmi bu coğrafyada geçen hoş bir film benim Fas'a gelmeden yıllar evvel izlediğim. O zamanlar Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde diğer sinemalarda gösterime giremeyen filmleri çok cüzi bir bilet ücreti karşılığı izleyebiliyordunuz. Çekimlerini Fez ve Essaouira'da yapmışlar.

e0eb91d0-6eb6-11eb-9383-bf458bcf2cca.jpgIMG_0452.JPGIMG_0461.JPG

Atlantik kıyısında yatay bir kasaba burası. Beyaz evler, begonvilli güzel bahçeler, planlı sokaklar, düzenli ve cıvıl cıvıl bir çarşı. Otobüsten inip hemen yanı başındaki eski şehrin kapısından giriyoruz. Çok dar sokaklar yine var Fas'ın diğer şehirlerindeki gibi ama burada hepsi geniş caddelere çıkıyor ve içinizi açıyor. Yürüyerek gezebileceğiniz kadar küçük Essaouira. Otel La Grand Large'da daha önce de kalmıştım. Çok güzel bir terası var, terasta tereyağı ve ekmek seven ve mülkiyet bilmeyen martıları. Sanırım yine kahvaltımızı paylaşacağız.
11465074.jpgriad-le-grand-large.jpg

Otel aynı. Bir yeri aynı bulabilmek ne kadar iyi geliyor bazen. Açık pencereden hep bir rüzgar esiyor. Sarı bir ışık içeriye süzülüp değdiği yerleri güzelleştiriyor. Evet terasta kahvaltı yine nefis. Kızarmış ekmek, tereyağı, reçel, yumurta ve tabii kahve. Mutfakta çalışan kadın krep yapıyor ayrıca. Bazen de kruvasan oluyor. Ekmek ve tereyağı sever martılar sormadan masana inip kahvaltılarını kapıp gidiyorlar az ötede, çatıda afiyetle yiyorlar.

Kaldığımız sabahların birinde terasa kahvaltıya çıktığımda Türkiye'de farklı şehirlerde yaşadığımız çok sevdiğim bir arkadaşımla karşılıyorum. Hayat ne tuhaf. Sımsıkı sarılıyoruz. Sonra yollarımız ayrılıyor.

IMG_0527.JPGIMG_0428.JPGGOPR6147.JPGIMG_0521.JPG

Portekizlilerin yaptığı kale ve surlar sayesinde 18. yy en iyi sur içi yerleşimlerden biri olarak Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girmiş Essaouira. Avrupalı turistlerin tercih ettiği bir yer. Hem yakın, hem hala doğal, hem ekonomik, okyanus, çöl ve dağ bir arada.. Ara sokaklarda iyi bir işçilikle üretilmiş mazı ağacından ahşap ürünlerin satıldığı bolca dükkan var. Deri üzerine yapılan işler de çok güzel. El yapımı enstrüman da çok, bunu ara sokaklarda yürürken kapısı açık dükkanlardan görüyorsunuz. Haziran ayında çok fazla turistin gelme sebebi de bu enstümanlarla çalınan ve Afrikalıların yerel müziklerinin ön planda olduğu Gnaoua Festivali. Dünyanın bir çok yerinden müzisyen de bu festival için Essaouira'ya geliyor, her sokaktan meydandan sesler yükseliyor. Tüm bunlar bir araya gelince halkın büyük kısmının sanatla uğraşması kaçınılmaz sanırım. Bir sonraki Fas yolculuğunun tarihi belli; Haziran'da bir hafta süren Gnaoua Festivali'ne geliyoruz.
IMG_0523.JPGIMG_0519.JPGargan-oil-essaouira-morocco-e2bbc0e95898.jpgArgan-oil-cooperatives.jpgweledahippo_content480x270.jpgweledahippo_content736x414.jpg

Bir de kadın kooperatifi var argan yağı üretilen. Fas'ta argan ağacının meyveleri yüzyıllardır yağ üretiminde kullanılıyor. Yaz, hasat zamanı. Daha sonra düşen olgun meyveler yerden toplanıyor. Çok sayıda diken nedeniyle ağaçtan yere düşürülemiyorlar. Hasattan sonra bütün işi kadınlar yapıyor. Daha önce sadece kendi ihtiyaçları kadar üretirken artık kadınlar kooperatiflerde çalışıp para kazanabiliyorlar.

Bu değerli yağ eski usüllerle, elle üretiliyor. Büyük bir taşın üzerine konulan argan fındıkları yine başka bir taşla kırılıyor. Argan fındığı normal fındıktan on beş kat daha sertmiş yani bu kırma işlemi çok da kolay değil. Sonra bir değirmene alıp çevirmeye başlıyorlar. Yağ ve posa ayrılıyor. En son biraz daha yoğurarak hiç yağ kalmayana dek sıkıyorlar. Otuz kg meyve yaklaşık bir litre argan yağı veriyor. Faslı kadınların bunun için dört güne ihtiyacı var. İyi kapatılmış ve ışıktan korunmuş bir yağ yaklaşık bir yıl dayanıyor.

Uluslararası kozmetik üreticileri de bir süredir bu değerli yağın farkında ve her şekilde kullanıyorlar. Cilt ve saç için iyileştirici, onarıcı, nemlendirici etkiye sahip olduğunu, yüksek miktarda E vitamini içerip antioksidan özellikte olduğunu söylüyorlar.

IMG_6916.JPGIMG_6912.JPGGOPR6153.JPGIMG_6977.JPG

Akşam hava kararmaya başlayınca sokaklardan Afrika, Berberi ya da Arap ezgileri duyuyorsunuz, bazı küçük lokantalarda doğaçlama çalan gruplar da var. Büyülü bir yer haline geliyor o vakit küçücük kasaba.

Biraz yemeklerinden bahsedeyim mi..
20200128_141309.jpgIMG_7593.JPG
IMG_7611.JPGIMG_7581.JPG
İlk akşam falafel yedik. Dünyanın her yerinde falafel yiyebilirim. Ve işin güzeli dünyanın her yerinde falafel bulabilirsiniz. Yeme içme konuları çok kişisel aslında. Bence yemekleri lezzetli. Meyve bol ve taze sıkılan meyve suyu çok yaygın. Hijyen mekana göre değişiyor. Ayrıca sizin beklentilerinize bağlı. Birkaç kez tajin yedim bana biraz ağır geldi. Gittiğim yerin pazarını ve marketini gezmeye bir şeyler alıp terasta kendi hazırladığım tabaktan taze meyve sebze yemeye bayılırım. Her gün yapamazsınız tabii ama en azından bir kez böyle hafif bir yemek hazırlayıp uzun uzun, yavaş yavaş, varsa terasta (aslında terassız bina yok gibi), akşam üstünün o mis gibi saatlerinde, okyanustan gelen rüzgar yanağınızı okşarken, yanında bir şişe şarapla vakit geçirebilirsiniz. Carefoura yürüdük; uzun ve güzel bir yoldu begonvilli bahçeleri olan, sarı bir taşla örülmüş iki katlı evlerin olduğu sokaklardan geçtik. Orson Welles'in şimdi otel olan evini o sokaklardan birinde gördük. Market baharat ve avokado cennetiydi. Baharatların içinde kayboldum. Birkaç güzel peynir aldık, salata için avokado, mango, frambuaz, bluberry ve yeşil zeytin aldık. Birkaç da tuzlu galetamsı krakerimsi tamamlayıcı. Nihayetinde akşam güzel bir tabak hazırlamıştık. Bir küçük beyaz Toulal Blanc ve kırmızı Domaine Rimal aldık şarap olarak da. Buraya ait şaraplar. Markette gördüklerim genelde Meknes ve Fez bölgesinden yani bağların büyük kısmının bulunduğu yerler. Daha sonra Marakeş'te de deneyimlediğimiz Guerrouane Blanc ve Guerrouane Rouge şaraplarını da düşününce Fas şarapları genelde hafif ya da orta gövdeli ve yumuşak tanenli, hoş şaraplardı.
gTkWKxV4Q7Ch9HAHDhsQLQ.jpgptKVkWXUSue0sLFB0KU9eg.jpg
IMG_7745.JPGIMG_7742.JPG

Yemeklerden bahsetmişken Fas'ın diğer şehirlerinde et ağırlıklı, tajinde pişen sebze yemekleri, kuskus ya da harira çorbası gibi buraya ait klasikleşmiş yemekler bulunuyorken Essaouira'da turistin de çok olmasının etkisiyle aramadan karşınıza çıkan çok çeşitli dünya mutfakları var. Mesela bir akşam küçücük, ayaküstü bar tabureli bir uzakdoğu restaurantında Taylandlı bir aşçının hemen gözümüzün önünde pişirip servis ettiği Tom Kha Çorbası içtik. Vegetable rolls vardı yanında da ve nefisti. Yemek yerken yanında bir şeyler de içeyim istiyorsanız alkollü içecek her yerde bulmak mümkün değil. Ama belli restaurantlarda var. Fiyatlar makul.
taros-cafe-restaurant.jpg
IMG_7530.JPGIMG_7798.JPG
Essaouira kitapçıları
IMG_7746.JPGIMG_7765.JPG

Gittiğim yerlerden eğer yanımda değilse, bazen yanımda olduğunda da, kartpostal yazıp gönderiyorum Deniz'e. Taros'un( burası terası olan ve alkollü içecek de bulabileceğiniz merkezi bir restaurant. Berberi dilinde taros denizden esen sürekli rüzgar demekmiş. Bizim bildiğimiz ismi alize. Berberi dilindeki de Türkçe'deki ismi de ne kadar güzel) karşısındaki kırtasiye, hediyelikçi dükkanlarından alıp yazdım, kartı satan adam pul da veriyor. Postane de hemen oracıkta. Birkaç adım sonra da surlar başlıyor. İlk geldiğimiz günün akşamı gittiğimizde kapanmıştı kapısı. Bugün daha erken gittik. Scala de la Ville. Kalenin hemen karşısındaki Magador adındaki küçük adacıkta Afrika'ya özgü bir kuş türü, üremek için burayı kullanıyormuş o yüzden insanlar giremiyor. Ne güzel. Surların tepesinde matarada porto, kayalara çarpıp köpüre köpüre sönen deli dalgalar, renkten renge giren gökyüzü ve batan, batarken bile umut veren güneş. Yarın yeniden aynı yerde görünecek. Doğası böyle. Gece otelin terasında kırmızı şarabımız ve badem ile günü bitirdik. Martılar bir yerden gözetliyor gibi gelse de onların işi sabahla..
IMG_7691.JPG
Matarada porto ve Les cornes de gazelle(badem içli bir fas kurabiyesi)
IMG_7699.JPGIMG_7630.JPG4e54fcc0-6ee9-11eb-a709-0331bab7d1b0.JPGIMG_7483.JPG
Surların altındaki zarif hediyelikçiler

IMG_0507.JPG

Essaouira'ya genelde Marakeş'ten günübirlik turla geliyormuş insanlar. Bana burada aylarca kalabilirim gibi geliyor. Her gün bu ışıkla uyanırım, bir yere giderken bu çarşıdan geçerim, rüzgar eser, hareketi ve enerjisiyle büyülenirim, Afrika ve Berberi müzikleri duyduğum müzik aleti - cd satan dükkanlara girer o an çalanın ne olduğunu sorarım, dükkan sahibi cana yakındır bir sorar bin cevap alırsın, sabahları ve akşam güneş batarken okyanusa yürürüm, okyanus kenarı festival gibidir, Moulay Hassan Meydanı'ndan geçerim, rüzgar yine eser, küçük kitapçılarını haftada bir mutlaka ziyaret eder belki kitap ya da birkaç da plak alırım, belki sadece rastgele bir sayfa açar, okur ve çıkarım, yolda sadece o sayfayı düşünürüm, nefis avlularıyla sanat galerilerini dolaşırım, bir kayanın üzerinde rahatsız edilmeden kitabımı okur, arada bir kayalara çarpan dalgaların yarattığı köpüğe aşık olurum. Rüzgar durmadan eser. Sonra balık pazarından geçer, balıkçıların bitmeyen hareketini, ağları onarışını, kayıklarına bakım yapışlarını, okyanusa hazırlanışlarını izler, belki karides, kalamar ya da balık alır, salata malzemesi ve carefourdan aldığım şarabı açarım yanına. Essaouira'yı çok seviyorum. Bitmeyen rüzgarını da. Bir günlük turla gelenlerin kaçıracağı çok şey var.
IMG_7793.JPGIMG_7786.JPGIMG_7785.JPGIMG_7782.JPGIMG_7777.JPGIMG_0526.JPG
Deri ve ahşap işleri ve ara sokaklarda küçük sanat galerileri
IMG_7771.JPGIMG_7629.JPGIMG_7614.JPGIMG_7609.JPG

IMG_7584.JPG
Sörf için ekipman kiralayan dükkanlar

IMG_7502.JPG

La Grand Large kahvaltısı

IMG_7492.JPG
Karton kutuya chebakia (bal kaplı kızarmış susamlı kurabiye) ve cornes de gazelle( Portakal çiçeği suyu, badem ezmesi, tarçınla hazırlanan iç harcıyla bir çeşit kurabiye) koydurmuştuk biz. Ama çeşit çok, Fas bir kurabiye cenneti. ( Bu tip tatlılar için old medina bölgesindeki çok eski bir pastane olan Patisserie Driss veya daha butik olan L'amandine Souiria'yı tavsiye ederim.)

Birkaç faydalı fiyat bilgisi;

La Grand Large 18 euro (Otelleri kredi kartı veya euro ile ödeyebiliyorsunuz onun dışında dirhem taşımak şart)

Küçük beyaz Toulal Blanc 21 dh, Domaine Rimal R6 61 dh. (Carefourda ıvır zıvır, baharatlar, sebze-meyve, peynirler, şaraplar toplam 200 dh)

Falafel 30dh

Kahve 15 dh

Deri üzerine 100 dh

Tom kha çorbası ve vegetable rolls 70 dh.

Posted by yolgunlukleri 14:46 Archived in Morocco Comments (0)

Fez

IMG_7370.JPG

25 Ocak 2020

Fez
IMG_6564.JPGIMG_6599.JPG

Feci bir yağmurla girdik Fez'e. Telefon haritasından otelin yeri uzak görünmüyor ama o kadar ıslandık ki bir nane çayı içip dinlenmek istiyoruz hem belki yağmur da azalır diye. Eski şehrin içinde şimdi tekrar gitsem nerede olduğunu bulamayacağım bir yerde demlikle nane çayı içiyoruz. Bir de pastilla paylaşıyoruz. Yağmurun şiddeti azalmıyor. Tabela okuyarak tek kişilik dar sokaklardan geçip oteli buluyoruz. Riadın avlusuna girince yorgunluğumu unutuyorum.

213204606.jpg213207846.jpgIMG_7274.JPG

Chefchaouen- Fez yolunda mola kahvesi . Fas'ın kahveleri diye başlık açsam yeridir.

26 Ocak 2020
31e8cfe0-6eb1-11eb-9383-bf458bcf2cca.JPGIMG_6585.JPG

Riad Assala'da kahvaltı

9000den fazla sokağıyla dünyanın en büyük trafiğe kapalı şehir yerleşimi Fes el Bali, 1981'den beri Dünya Kültür Mirası listesinde. Rcif Meydanı bütün bu dar sokaklardan sonra çıkacağınız en geniş ve ferah yer. Rengarenk çarşıları, sarı taşları, dar sokaklardan giren ışığı, o dar sokaklarda karşılaşıp yol verdiğiniz eşekleri, tabakhaneleri, deri çanta ve pabuçları, kilimcileri, birdenbire karşınıza çıkan sebze ve meyve satıcılarını, tarihi bir medrese ya da bir avludaki eski bir kitapçıyı yani dünya kadar keşfedilecek şey varken Rcif Meydanına çıkmayı çok da umursamazsınız. Ama günün sonunda yorulup meydana bakan bir kahvede kahvenizi içerken ve gökyüzü ebruli renklere bürünmüş akşam oluyorken tarihi bir film setini kenardan izliyormuşsunuz gibi tuhaf bir huzur duyar, hem buranın içinde hem dışında olmanın keyfiyle o ferahlık ve genişlikten haz alırsınız. Ülkenizden dert tasa getirmeyin yanınızda, gelecekle ilgili kaygılarınızı da azıcık unutuverin. Sadece kendinizi meydanın hareketine bırakın.
931907d0-6eb1-11eb-9383-bf458bcf2cca.JPGIMG_7430.JPG
Rcif Meydanı

IMG_7395.JPGGOPR5982.JPGGOPR5981.JPGGOPR5959.JPG

Çarşıyı gezerken dünyanın en eski üniversitesi Karaouiyine Üniversitesi'ni görüyorsunuz. Chouara Tabakhaneleri de bu çarşıda. Ritmik sesi takip ederseniz bakırcıların olduğu bölüme geliyorsunuz. O çarşıdan, dünyanın en muhteşem çiçeklerini bir araya getirip kurutmuş da küçük bir korla hepsini aynı anda canlandırmışsınız gibi bir koku yayılıyor. Bu küçük taşlardan alıyoruz; bir nevi tütsü. Bir de içine koyup onu yakacak kor taşlarından. Kokular var envai çeşit şişelerde ve yağlar. Bütün şişeleri koklayıp bir tanesinde karar kılıyorum; imiş. Fiyatlar çok uygun ama pazarlık her daim. Yapmazsan ayıp. Yemekler lezzetli. Gez dolaş, bir yerin illaki terası var yemek için. Bouaenania Restaurant. Açık hava, sokaktan gelen sesler ve şehri yukarıdan görmek yediğiniz yemeği taçlandırıyor. Ve sonra nane çayı geliyor. Fas'ın naneleri bir başka sanki.. Kokusu tabakhaneleri bastırıyor, tadı yediğiniz yemekten sonra içinizi ferahlatıyor.
35f27bd0-6eb2-11eb-b850-41b4c1e4b7eb.JPGIMG_7399.JPG

Nane çayı güzel ama ben bir kahveseverim. Orta karar bir espresso geliyor kahve isteyince. Gayet iyi buluyorum. Bir restaurantta da öyle, kıyıda köşede eski mahalle kahvesinde de. Fas kahveseverleri hayal kırıklığına uğratmıyor.

Yine çarşının içinde Fondouk el Nejjarine. Eskiden kervansaray, şimdi ise bir ahşap müzesi olan çok güzel bir bina. Burası da dünya mirası listesinde.

71b79d59f3aaf6472801598891a9e154.jpg875598e0-6eb2-11eb-b850-41b4c1e4b7eb.JPG

Tabakhanelere mutlaka gideceksiniz. Sizi götürmek isteyenlere ise net bir hayır demek gerekiyor. Yolu biliyormuş gibi yürüyüp devam edin, illaki bulacaksınız. Tabelalara, sezgilerinize ve kaybolmanın eğlencesine güvenin. Tabakhaneleri fotoğraflayabilmek için teraslara çıkmanız gerekebilir. Teras fotoğrafları çekmek için alt katları deri ürünler satan dükkanların içinden geçmelisiniz. Bunun için kimseye bir şey sormanıza gerek yok girmişken dükkanı da turlarsınız çok güzel ürünlerle karşılaşacaksınız. Bu derilerde kullanılan boyalar doğal. Turuncu için kına, mavi için kobalt, siyah için maskara, kırmızı için paprika, sarı rengi vermek için ise safran kullanılıyormuş. En pahalı olan deri ise safranlı olanmış.

5f8846e0-6eb3-11eb-b850-41b4c1e4b7eb.JPGIMG_7410.JPG

Yemek yediğimiz restaurantın terası'ndan Nohut ve mercimekle yapılan Harira çorbası, köfteli bir tajin ve salata

Supratours firmasının otobüsleri tren istasyonu karşısından kalkıyor. 19.30'da yola çıkıp sabaha karşı 4.30'da Marakeş'e yine tren garı yanındaki terminale geliyoruz. Önce Essauiraya gideceğiz. Marakeş dönüşte. Essauira'ya ilk otobüs 7.45. Garda kahvaltı yapıp otobüse biniyoruz.

IMG_7438.JPGIMG_6683.JPG
Gar Kahvaltısı

  • 4 saat sürecek yol. Hava sabahın bu saatleri soğuk 8 gibi. Gündüz ise 20 lerde ve çok güzel gezmek için ocak ayı için. Yol üstünde argan ağacı üstündeki keçileri göreceksiniz.
  • Her yıl Mart ayında Gurme Festivali yapılıyor. Mayıs ayında Sacred Music Festival of Fes var. Dünyanın birçok yerinden müzik grupları geliyor. Bir de Ekim ayında Sufi Kültürü Festivali.

Bir takım faydalı fiyat bilgisi:

Riad Assala 17 euro. (Daha önce de Riad Boustan'da kalmıştım. Orası da aynı fiyat ve standartta)

Kahvaltı 40, essaouira bileti 80 dirhem.

Kahve : 10 dirhem

Koku iki küçük şişe 30 dh

Taksi şehir içi ortalama 20 dh ( daha fazla söylerlerse pazarlıkla bu fiyata zaten düşüyorlar. Yerli halka büyük ihtimal en fazla 5 dh. Buna daha önce şahit oldum.)
İki kişilik yemek: 80 dh (çorba, Tajin, salata, tatlı, çay)
Sadece tajin denemek isterseniz genellikle 30 dh
10 dh = 1 euro ( biz gittiğimizde 1 euro yaklaşık 6 tl idi)

Fez-Marakeş bileti: 170 dh

Posted by yolgunlukleri 10:17 Archived in Morocco Comments (0)

Chefchaouen

24 Ocak 2020 Cuma

Madrid Barajas Havalanından Tangier Boukhalef uçuşu kısa sürüyor. 1,5 saat sonra Tangier havaalanında pasaport kontrolündeyiz. İspanya'dan Fas'a feribotla da gelebiliyorsunuz. Cebelitarık kıyısında, kuzeyde, çok kültürlü bir liman şehri burası. Benim gözüme bu fazla yapılaşmış hal batıyor. Casablanca da öyle. Ama burası yine de daha sonra zaman ayırıp görülesi bir yer. Tangier belki, Fas'a daha önceki gelişlerimde de transit geçtiğim bir şehir olduğu için, bana hep Matisse'in "Tangier'de Pencere tablosuyla gelir ve gerçek şehirle karşılaştığımda o görüntüyü kaybetmekten korkarım.

image559_3.jpgmatisse12.png

Fransız ressam Henri Matisse, Tangier'de 1912-1913'de Grand Hotel Villa de France'ın 35 numaralı odasında yaşamış ve resim yapmış. Bahçesi, palmiyeleri, begonvilleri ve harika deniz manzarası ile bu hotel 1992 yılında aniden kapanmış ve neredeyse 17 yıl çürümeye bırakılmış. 2003 yılında Tangier belediyesi burayı tarihi alan ilan edip restorasyon sürecine girmiş ve şimdi mini müze olarak korunan Matisse odası ile 2014'te tekrar otel olarak açılmış.

IAA125080.jpgIAA110658.jpg

Bir diğer tanıdığımız Tangier sever Paul Bowles. Sinemaya da uyarlanan Esirgeyen Gökyüzü'nün, diğer adıyla Çölde Çay'ın yazarı, ömrünün büyük kısmını (50 yıl) Tangier’da yaşamış ve orada ölmüş. Kitapta geçen şu cümleler ne kadar güzel;
“Turist genellikle birkaç hafta veya ayın sonunda eve aceleyle dönerken, başka bir yere ait olmayan gezgin, dünyanın bir yerinden diğerine yıllarca yavaş yavaş hareket eder. Gerçekten de, yaşadığı birçok yer arasında, tam olarak nerede olduğunu, en çok nerede evinde hissettiğini söylemekte zorlanır."
0af82ca0-6e8e-11eb-b42a-81c486d99397.jpgunnamed.jpg

Hayalim bu; gittiğim yerleri gerçekten tanıyacak kadar uzun kalmak. Ama şu anda kısa süreli aşinalıklar yaşayabiliyoruz ancak.

Yağmur başlamış.

Bir sonraki gelişimde Tangier'de kalacağımı biliyorum. Ama şimdi Chauen'e.
Terminale gidip Chefchauen otobüsüne bilet alıyoruz, bir saat kadar vakit var kalkmasına. Terminal yeni. İstasyon binaları hep çok estetiktir. Yenilemeyi parlatmak sanan bir yerden gelince burada yenilenip gıcır gıcır olmuş istasyona şaşırmıyorum ama ruhunu kaybetmiş gibi geliyor.
Morocco-Chefchaouen-map-1.jpgIMG_7056.JPG

İstasyon espressosu

Otobüse binip Chefchauen'in düz ve kolay başlayan sonra kıvrıla kıvrıla tırmanan yollarında Rif Dağları'nı izleyerek ilerliyoruz. Mavi bir dağ kasabasındayız.

IMG_20210116_085716.jpg

İspanya'dan gelen yahudiler 1400 lerde şehri kurarken inançlarına göre Tanrıyı ve cenneti temsil eden gökyüzü rengine boyamışlar evlerini. Sonra da hep böyle devam etmiş. Chefchaouen boynuz demek; iki sivri boynuz gibi duran tepeleri yüzünden. Ama diğer adı da Blue Pearl; Mavi İnci.

Geldiğimizde akşam olmak üzereydi. Kemerli kapıdan girip dar sokaklardan geçerek oteli buluyor sonra çıkıyoruz. Yağmur dinmiş, hava serin, etraf sakin. Üşüyünce dönüyor, otelin terasında, Madrid'de çantaya sadece cava atmış olamayız elbette, sherry şişemizi açıyoruz.

IMG_7094.JPG
Hava kararınca tepelerdeki evlerin ışıkları yanıyor. Dağların arasında ürpertici bir sessizlik.

25 Ocak 2020 Cumartesi

315bf1a0-6e8f-11eb-b42a-81c486d99397.jpg2253fb80-6e8f-11eb-b42a-81c486d99397.jpg

Sabah pırıl pırıl bir güne uyanıyoruz. Her otelin terası var ve mutlaka terasta kahvaltısı. Kahvaltılarda kahve ve taze sıkılmış portakal suyu istemeseniz de geliyor. Güne güzel başlıyoruz. Sokaklar sakin. Yürüyoruz. Nerede olduğumuzu bilmeden, hangi sokaktan geçersek nereye çıkarız düşünmeden. Buna kaybolmak da deniyor, kaybolma halini umursamıyorsan sadece "yürümek" de. Mavinin tonu her sokakta ve ışıkta farklı, yağmur çiseliyor, yine farklı. Dağa doğru yürüyoruz, dar mavi sokaklar, küçük dükkanlar, bir kapıdan çıkıyoruz, şelale. Küçük ama sürprizli bir kasaba burası. Bir patikadan ilerliyoruz yanımızda büyük kaktüsler.

0c5560c0-6e90-11eb-b42a-81c486d99397.JPGIMG_20210116_085850.jpg

İki gün güzel zaman burası için. Yürüyerek, her sokakta yeni bir şey keşfederek, sadece dağları izleyerek bile güzel. Yaşlı bir zeytin ağacı, bastonuna dayanıp yürüyen yaşlı bir kadın, süslü kapılar, kokular, boyalar, yağlar, maviler ve maviler..

277de480-6e90-11eb-b42a-81c486d99397.jpg6115b290-6e90-11eb-b42a-81c486d99397.JPG
a78aa780-6e90-11eb-b42a-81c486d99397.JPGIMG_20210116_085944.jpg

Bir yere gittiğimde kendime sabit bir yer bulur, sonra döner dolaşır oraya gelirim. Yürümekten yorulup kahve içip yazı yazdığım, gün batımını izlediğim ve kendimi tanıdık bir yerde hissettiğim bir kafeydi bu bir önceki Chefchaouen'e gelişimde. Pergelin sabit noktası da diyebiliriz buna. Ya da kendini, dünyanın neresine gidersen git yine de bir yere ait hissetmenin rahatlığı. Bu kez çok kısa kalıyoruz ve sadece yürüyoruz. Çünkü yolumuz uzun; Fez'e gidiyoruz.

Kahvaltı: 30 dh
Tajin:30 dh
Chauen- Fez otobüs bileti: 60 dh

IMG_20210116_090005.jpgIMG_20210116_090111.jpg
6f891460-6e91-11eb-b42a-81c486d99397.jpgIMG_20210116_085909.jpg
IMG_20210116_085748.jpgIMG_20210116_085922.jpg

Posted by yolgunlukleri 06:15 Archived in Morocco Comments (0)

Marakeş

Marakeş

02a41180-6c37-11eb-a1e6-dd66b70345f4.JPG

29 Ocak 2020 Çarşamba
c921ab942f7b7bffaa5e6c6509e1593bad39266f.jpg Hideous Kinky

Türkçe'ye Fas Günlüğü diye çevrilen Kate Winslet'ın oynadığı Hideous Kinky filmini uzun yıllar önce karın aylarca yerden kalkmadığı uzak bir kasabada eski bir tüplü televizyondan izlemiştim. Hayat ne tuhaf. Marakeş içimi ısıtmıştı. Buraya geleceğimi biliyordum ama uzun yıllar geçmesi gerekti. Yine hayat..Gelip, sevip, tekrar tekrar geleceğimi ise tabiki bilmiyordum.

IMG_7881.JPG Jemaa El Fna Meydanına çıkan kapılardanIMG_7808.JPG Lİmonatacının başında ağzımın suyu akarken
db96a990-6c36-11eb-92d6-8df1b43171af.JPG

Marakeş'e Essaouira'dan 3,5 saatlik bir otobüs yolculuğuyla döndük. Hava ılık. Tren istasyonu yanındaki küçük gardan çıkıp otele yürüdük. Yürürken hava ısındı. Çanta ağırlaştı. Acelemiz yok. Mola verelim. Limonatacı kaş göz işareti yaptı. "Ver ordan iki limonata" dedik mi hatırlamıyorum. Ama ağır ağır limonları kesip sularını kollu narenciye sıkacağıyla sıkıp plastik bardakta uzatana kadar ağır çekim izledim limonatacıyı. Limonata çok güzeldi. Bundan mı sebep bilmiyorum ama aklımıza başka içecekler de düştü. Hava daha da ısındı. Ocak ayındayız şortla mı gezeceğiz derken Avrupalıların o işi çoktan hallettiğini gördük. Kendimizi yolumuzun üstündeki carrefoura atıp küçük şişe soğuk bir beyaz şarap ve peynir aldık. Otele gidip, yine o harika teraslardan birinde, otelin mutfağından aldığımız su bardaklarına Guerroune Blanc'ımızı koyarak güneşin batışını izledik. Oradan kalkmak hiç istemedim. Sadece, şehrin vaat ettiği her şeyi bir kenara koyup o anı dondurmak istedim. Gözlerimi kapatıp açtım. Çektiğim fotoğraf zihnimin çabucak geri getirilecekler bölümüne kaydoldu, bunaldığım zamanlarda açıp bakacağım. Ve yorgunluğum o terastan uçup gitti, az ötedeki Jemaa El Fna meydanına kondu. Çünkü birazdan oraya gideceğiz ve yorgunluk beni orada bulacak, biliyorum.
20200129_174208.jpgIMG_7824.JPG

Jemaa El Fna Unesco koruması altında, kaos kelimesinin anlamını tam karşılayan, kaosu sevmediğimden değil ama yılan oynatıcıları, maymunu sevimli hale getirdiğini düşünüp acı çektiren sahipleri, her göz göze gelişte para talep eden satıcılarından rahatsız olduğumdan, benim için yorucu bir meydan. Ama yolunuz burada geçirdiğiniz günler içinde muhakkak bu meydandan geçiyor. Meydanda yapılacak en güzel şey taze sıkılmış meyve suyu alıp yürümek ve sonra da ara sokaklara girip çarşının içinde kaybolmak çünkü burası gerçekten göz alıcı bir çarşı. Renkli,çeşitli, eğlenceli, estetik, keyifle gezilecek bir çarşı. Tabii meydanda biraz bunalmadan o güzel ara sokakların ve gizli köşelerde kalmış küçük meydanların da tadı çıkmıyor. O yüzden biraz vakit geçiriyoruz meydanda. Hava kararmaya başlayınca bir Marquez hikayesi kahramanı gibi beliren kafasında horozu elinde cümbüşü ile hikaye anlatıcısı adam, çember oluşturmuş bir grup vurmalı çalgıcı, kına yapan kadınlar, tuhaf parlak kıyafetler giydirilip süslenmiş ve boynunda acımasızca ağır zincirler taşımak zorunda kalan zavallı gösteri maymunları, kavalıyla oynattığı yılanla gururlanıp bir taraftan da fotoğrafının çekilip çekilmediğini kontrol eden ve çekildiğini görürse yanındaki genç adamın hızlıca yanınıza gelip avucunu açtığı bir başka gösteri daha.. Ortadaki plastik masalarda yemek yiyen herkes. Cızırtılı ve kokulu yiyecekler ve turist kalabalığı. Bilmem anlatabildim mi..
IMG_7834.JPGIMG_7826.JPG
Yeterince bunalınca, daha önceki gelişlerimden bildiğim, çünkü her zaman bir mihenk taşı vardır gittiğin yerlerde hikayesi, sevimli, küçük, huzurlu Epices Meydanı'na atıyoruz kendimizi. Belki büyükçe bir avlu desek daha doğru olur buraya. Nefes alınacak bir yer. Epices Cafe'de Berber Viskisi içiyoruz. Yani ballı nane çayı. Buraya sonra da hep geleceğiz. Kahvesi de güzel kahvaltısı da. Avluda örgü bereler, hasır şapkalar, sepetler, sabunlar, kokular satılıyor hem yerde ve tezgahta hem avluya bakan küçük dükkanlarda. Ben en çok, argan elbetteki en yaygın ve meşhur olanı ama, amber kokularını seviyorum. Sabunu da kokusu da tartılarak gramla satılıyor. Değerli mi değerli.
IMG_7827.JPG
İspermeçet balinası ile mürekkep balığı hikayesini orada öğreniyorum. Okyanusta bir gün.. İspermeçet balinası mürekkep balığını yutar. Mürekkep balığı panikle simsiyah mürekkebini püskürtür. Zaman geçer ve balinanın midesindeki mürekkep katılaşmaya başlar. Balina öğütemez hale gelince bu kütleyi dışkı olarak vücudundan atar. Okyanusun dibine.. Bir gün bir denizci bulur, elindekinin kıymetini zamanla anlar. Adına amber denir. En güzel mücevherler yapılır. En kıymetli parfümler sıkılır bu kütleden. Biraz araştırınca görüyorum ki, insan hep en acımasızı yeryüzünün, dışkıya okyanus dibinde kolay ulaşamayınca işini şansa bırakmıyor. Balinayı yakalayıp midesini yararak alıyor.
amber-6.jpg

Meydanın yan sokaklarından birinde Riad Monceau'nun terasında La Pergola Rooftop Jazz Bar tesadüfen karşımıza çıkıyor. Haftanın bir günü bir grup çalıyormuş o da bugün. Müzik dinleyip şarabımızı içiyoruz. Marakeş hep sürprizli.
9d80f480-6c36-11eb-92d6-8df1b43171af.jpgIMG_7853.JPG

Gueeroune Blanc 2018 Sauvignon Blanc, Ugni Blanc üzümleri, Meknes Bölgesi)

La Petit Ferme A.O.G. ZAER Rouge (Merlot ve Marcelan üzümleri, Rabat bölgesi)
map-fourteen-wine-growing-regions-of-morocco.jpg

Buraya bir Fas şarapları notu da düşelim. Fas'ın ağırlıklı şarap bölgesi; Fez- Meknes- Casablanca- Rabat arasındaki bölgeler. 1912'de Fez Antlaşmasıyla Fas Fransa himayesine girince Fas şarabı da iyi üretim teknikleriyle artan kalitesi sonucu küresel şarap endüstrisine katkıda bulunacak noktaya gelmiş. Şöyle bir internet bilgisi ile açabiliriz belki şarap konusunu:

"Fas, 1956'da tam bağımsızlığını yeniden kazandığında, on binlerce hektarlık verimli üzüm bağları, Fransız yaratıcılarının uzmanlığından mahrum kaldı. Fas şarap endüstrisi de hem yerel hem de anakara Fransa'daki önemli Fransız tüketici tabanını kaybetti. Bu, bağımsızlığını yeni kazanmış Fas için yeterli değilmiş gibi, sadece 10 yıl sonra, AB zorlu yeni ithalat / ihracat mevzuatı oluşturdu. Bu, Avrupa'yı Fas şarabı pazarı olarak etkili bir şekilde ortadan kaldırdı. Hem İtalya hem de Fransa, o zamanlar çok büyük şarap fazlasına sahipti ve genellikle üstün şaraplarını önemli ölçüde düşük fiyatlarla satıyorlardı. Bu, Fas şarap ihracatı için son bir darbe oldu. 20 yıl içinde, hemen hemen her Fas bağı ya devlet tarafından ele geçirildi ya da kazılıp yerini tahıl mahsulleri ald
Elbette birçok kişi Fas'ın bir şarap ulusu olarak zamanının bittiğini varsayıyordu. Bordo Üniversitesi mezunu Kral II. Hasan Fas'ın bağ potansiyeline denizaşırı ilgiyi canlandırması için 10 yıllık bir kampanya yürüttü. 1999 yılının Temmuz ayında öldüğü sırada, çeşitli büyük Fransız şarap şirketleri birkaç bin hektarlık alana Carignan , Cinsaut ve Grenache ekiyorlardı . Bu çeşitler şimdi , Syrah , Cabernet Sauvignon ve Merlot ile birleştirilip kupaj yapılıyor (ve yakında sayıca daha az olacaklar). Fas şarabı üzerindeki Fransız etkisi şimdi belki de her zamankinden daha fazla.

Yukarıdaki listeden anlaşılacağı gibi, Fas'ta üretilen şarabın büyük çoğunluğu kırmızı. Küçük miktarlarda beyaz şarap, Chenin Blanc ve güney Fransız klasikleri Muscat ve Clairette gibi ürünlerden yapılıyor . Şaşırtıcı bir şekilde, daha soğuk iklimleri tercih ettiği göz önüne alındığında, Sauvignon Blanc da burada ve artan hacimlerde yetiştiriliyor. Daha az şaşırtıcı bir şekilde, aynı şey Chardonnay için de geçerli (...)

morocco-461-1-3.jpg
Domaine de la Zouna, Meknes

30 Ocak 2020 Perşembe
IMG_6781.JPGIMG_6870.JPG
Meydandan çıkıp yürümeye başlayınca Marakeş'te görmek isteyeceğiniz yerler de yavaş yavaş karşınıza çıkıyor. İki farklı yöne iki farklı gün ayırmak iyi olabilir elbette. Yoksa koşarak gezmek hem yorucu hem anlamsız değil mi?
IMG_6891.JPG Epices'de Kahvaltıb2ef40b0-6c36-11eb-92d6-8df1b43171af.JPG

Jemaa El Fna meydanından çıkıyorsunuz Palais de la Bahia yönüne. İlk durak; Bahia Sarayı. bahia.jpg
Bu sarayın 19.yy'da vezir Ahmed İbn Moussa yapılmasını istemiş. Dönemin en artistik sarayı. Her yer muhteşem el işçiliği çinilerle kaplı. Biraz yürüdükten sonra Palais el Badii geleceğiniz ikinci durak. 16. yy'da Sultan Ahmed El Mansour'un isteğiyle yapılmış. 360 odası olan kilden yapılmış çok büyük bir saray burası. Üçüncü durak Saadien Tombs. Saadi Mezarları içinde Fas sultanı Ahmed El Mansour'un türbesinin de bulunduğu, içeride ve bahçede iki yüze yakın mezarın olduğu 18. yy'a kadar mezarlık olarak kullanılan bir alan. Üzerine toprak yığılarak kapatıldığı için 1917 yılında havadan yapılan bir çekim sırasında farkedilip açılmış. Meydandan çıkıp ince bir u çizmiş oldunuz yürüyerek. Sırada Koutoubia Camii var. Marakeş'in en büyük camisi ve çok estetik bir minareye sahip.
IMG_7967.JPGGOPR6316.JPG
Adı buraya yakın bir kitap çarşısı olduğundan, Koutoub'dan geliyor. Berberi Kral Yakup Mansur tarafından 1184-1199 yılları arasında tamamlanmış. Yoruldunuz buraya kadar. Şimdi camiden ana cadde boyunca yürümeye başlarsanız bir parkın içinden geçiyorsunuz. IMG_7980.JPG IMG_7817.JPG
Cyber Park, yemyeşil, düzenli, içinde çok yaşlı ağaçların ve farklı türlerde bitkilerin de olduğu, oturup dinlenseniz de içinden geçip gitseniz de huzur verici bir yer. Meydana çok yakın olduğu için sığınak gibi geldi bana. Bu parkın içinden geçince ileride solda bir Carrefour var. İhtiyacınız olan bir şey varsa alıp tekrar meydana dönebilirsiniz yoksa da 2 katlı bu carrefouru dolaşmak ve hava sıcaksa (ki Ocak ayında bile sıcaktı) soğuk bir içecek alıp çıkmak bile keyifli. Biz kruvasan, peynir, fıstık ve şarap aldık. Tabii bir de su. Bu marketin içinde içine istediğiniz malzemeyi koydurabileceğiniz sandviçler de hazırlıyorlar aklınızda bulunsun..
IMG_7981.JPGIMG_7251.JPGIMG_6759.JPGGOPR6289.JPGGOPR6292.JPG

Akşam avare avare meydan ve etrafındaki sokaklarda dolaştık. Avare ne güzel kelime. Ilık bir akşamüstü yabancısı olduğun, dilini bilmediğin bir şehirde, tuhaf bir cümbüşün izleyicisi olmak, içine düşmeden o cümbüşün etrafında dolaşmak muzip bir zevk veriyor insana. Akşamın sessizce geldiği otelin terasında küçük bir şişe Toulal Prestige Rouge 2018, biraz edam, biraz da fıstık. Jmea El Fna'dan yükselen ızgara dumanları, çan sesleri ve biraz da uğultu. Güneşin bile sessizce batışı. Bu kadar gürültüyü biz çıkarıyoruz sanki koca evrende. Marakeş'teki ikinci günümüz de bitiyor.sh0kGaBVRgS3PZ2Ty8n0nQ.jpg

Toulal Prestige Rouge 2018 (Grenache, Alicante Bouschet, Carignan, Cinsault üzümleri, Meknes Bölgesi)

31 Ocak 2020 Cuma
6a4607040bb28ecb415a0476724d95f7.jpg
Jemaa El Fna Meydanı'ndan dün yürüdüğünüz yolun ters istikametine yürüdüğünüzde Bin Yusuf Medresesi ve hemen yanındaki Marakeş Müzesi'ne gidebiliyorsunuz. Yolunuzu Epices avlusundan geçirirseniz Cafe de Epices'in bahçesinde bir kahve ya da nane çayı içmek iyi gelecek. Medrese Merenid Sultanı Abou el Hassan tarafından 14.yy’da kurulmuş. Sonrasında 1560’lı yıllarda Saadianlar medreseyi yeniden inşa edip çini ve ahşap oymacılığıyla süsleyerek kendi sanat ve mimari izlerini bırakmışlar.
indir.jpgmusee-du-parfum.jpg6a9e93a0-6c46-11eb-9222-ebf2896f783f.jpg
Majorelle Bahçeleri'ne giderken tabakhane ya da deri dükkanlarına götürmek için ısrarcı olan gençler çıksa da karşınıza eğer Fez'e gidecekseniz tabakhane ve dericiler asıl orada görülmeli ama gitmeyecekseniz Marakeş tabakhanesi görülebilir. Eğer koku seviyorsanız yolunuzun üzerinde (Rue Diour Saboun üzerinde Musee du Parfum) Parfüm Müzesi'ni gezebilir, isterseniz yarım saat içinde kendi parfümünüzü oluşturabilirsiniz (400-1000 dirhem arası değişiyor fiyatlar). Gül parfüm için çok önemli Fas'ta. Hatta dünya parfüm endüstrisi için de güller çoğunlukla Fas'tan gidiyor. Her yıl Mayıs ayı başında Atlas'ın güneyindeki M'gouna'da bir gül festivali düzenleniyor.
IMG_7950.JPGIMG_7937.JPGIMG_7931.JPG

Hemen yanıbaşındaki sokakta Limoni adında çok hoş bir İtalyan restorantı var. Bahçesindeki limon ağaçları altında limonlu panna cotta molası verebilirsiniz tabii yanında çok güzel bir kahve garanti. Hafif bir dönüşle Jardin Majorelle çıkacak karşınıza. Majorelle Bahçeleri Fransız ressam Jacques Majorelle'nin sahip olduğu bir arazi üzerinde dünyanın birçok yerinden getirilen çeşitli bitkilerle oluşturulan büyük bir bahçe. Yves Saint Laurent burayı satın alıyor ve kendisinin Fransa'dan sonraki ikinci evi oluyor. Zamanında dünyaca ünlü insanlara ev sahipliği yapmış bu art deco mimariye sahip ev ve bahçe artık müze olarak ziyarete açık. Bundan sonra ara sokaklarda tezgahlara bakarak, dar sokakların ışığını izleyerek, küçük dükkanlardaki deri ve ahşap işlerini ya da kumaşları inceleyerek, hiçbir şey düşünmeden sadece yürüyüp şehri tanımak için kendinize zaman vererek zaman geçirseniz güzel olur sanki. Bir kafede sokaktaki masalardan birine oturup etrafı da izleyebilirsiniz gelen geçeni de. Koşuşturmaca içinde şehrin sesini duyamıyorum ben. Böyle anlar paha biçilmez.
2ed78750-6c37-11eb-a1e6-dd66b70345f4.jpgimages.jpg 37d6b0b0-6c37-11eb-a1e6-dd66b70345f4.jpg

Akşam yine La Pergola Rooftop Jazz Bar'dayız. Bu akşam canlı bir grup çalmıyor ama hafif bir müzik var terasta. Yıldızlar, şarap, yolun yorgunluğu, son günün tuhaf hüznü ve ağırlığı. Bir sürü duygu bir arada, o terasta, masadaki mumun etrafında, hep birlikte bakışıyoruz. Ah Marakeş ne desem sana.. İnsanı gün içinde silkeleyip yıpratıp sonra akşamları böyle tatlı tatlı gönlünü alan kırmızı şehir.

IMG_7988.JPGGOPR6284.JPG

Volubilia Classico 2016 (Syrah, Cabarnt Sauvignon, Tempranillo üzümleri, Meknes Bölgesi)

01 Şubat 2020 Cumartesi
IMG_7954.JPGIMG_6763.JPG

Sabah taksi çağırıp Menara Havaalanına 15 dakikada ulaşıyoruz. Sabah o gürültülü meydan bomboş, sessiz ve yabani. Eyvallahı olmayan, güzel bir yabanilik. Şehri turistlere bırakıp Atina aktarması için uçağa gidiyoruz.
IMG_8020.JPGIMG_8027.JPGIMG_8024.JPG

Posted by yolgunlukleri 11:25 Archived in Morocco Comments (0)

(Entries 1 - 8 of 8) Page [1]