A Travellerspoint blog

Spain

Madrid

e922d870-6f94-11eb-8d0c-7ba72482b705.jpg

Çin'in Wuhan şehrinde ilk koronavirüs vakasının çıktığı, arkasından duyulan birkaç vakanın da ciddiye alınması gerekmeyen, kıyıda köşede küçük haberler olarak kalacağını düşündüğümüz ve çok uzak bir coğrafyaya ait haberler okuduğumuzu sandığımız günlerdi. Ocak sonları kalkıştığımız bu Atina aktarmalı 3 gün Madrid 7 gün Fas yolculuğuna iyiki gitmişiz. Son maskesiz, yeme - içme mekanları, çarşı-pazar gezdiğimiz, sokakta rahatça dolaşıp gece dönüş zamanını kendimizin belirlediği son yolculuğumuzmuş.

22 Ocak 2020

İstanbul'dan Madrid'e Atina havaalanından aktarma yaparak ulaştık. Önce Pegasus sonra Aegean. Atina'yı, uçakta içtiğimiz Agiorgitiko şarabıyla anıp sadece Yunanistan seyahati için geleceğimiz ve uzun kalacağımız sözüyle geçiyoruz bu kez. Agiortiko Yunanistan'da yaygın ekilen bir üzüm çeşidi. Düşük tanenli, meyvemsi, hoş bir şarap. Gökyüzünde hangi şarabı içsem hoş geliyor o ayrı..

IMG_6888.jpg

"Ey felaket tek başına geldiysen hoşgeldin!"
Ben demiyorum. Don Kişot söylüyor. Yenilip yenilip her defasında ayağa kalkabilen, sürekli dayak yiyip sonra üstünü başını silkeleyip yoluna devam eden Don Kişot. Muhteşem yenilmelerin insanı! Şimdi Madrid'de, yazarı Cervantes'in şehrindeyiz. Felaketin tek başına gelmesini istemesi şaşırtıcı değil Cervantes'in. Madrid'de 20'li yaşlarında bir düelloya katılıp birini yaralıyor ve Madrid'den kaçmak zorunda kalıyor. Roma'daki İspanyol birliğine katılıyor. İnebahtı Deniz Savaşı'nda yaralanıyor, Osmanlıya esir düşüp 5 yıl esir olarak yaşıyor. Sonra geri dönüyor. Ama dönünce de hapse düşüyor. Don Kişot'u hayatının son döenmlerinde hapiste yazıyor. Aslında çok satıyor o dönem. Hatta o kadar ünlü oluyor ki korsanı basılıyor. Bir nevi döneminin best seller'ı. Çok satması o dönem Cervantes'in hayatını pek kolaylaştırmasa da ironi şaheseri Don Kişot dünyanın en çok okunan eserlerinden biri oluyor.

IMG_20210113_215033.jpg

Bildiğimiz, sevdiğimiz o yüzden de özlediğimiz bir şehir Madrid. Bazı yerlere ilk kez geldiğiniz için heyecanlanırsınız, bazı yerleri sadece özlediğiniz için. Üstelik Ocak ayındayız ve hava mis. Sokaklarda rahat yürümek güzel. Madrid'e daha önce birkaç kez geldik ama her yolculuk kendine özel. Önceden gidip çok sevdiğim yerlere tekrar tekrar gelmeyi, aynı mekanlara gidip o tanışıklık hissiyle keyiflenmeyi seviyorum. Ama kesin kurallar yok yolda. Bir sevdiğini bir daha sevmeyebilir, çok sevdiğine daha da aşık olabilirsin.

20200123_091305.jpgIMG_6963.jpg

Ben sokağa çıkınca dünyayı unutur, kilometrelerce yürür, o heyecan ve mutlulukla etrafa bakarken yemeyi içmeyi unuturum. Bu kez öyle olmadı. Çok tatlı küçük molalar verdik. İlk molamız hem yol yorgunluğu hem kokusunun davetkarlığıyla ekmek arası kalamar, yanına cerveza oluyor. Plaza Mayor'un, şehrin 9 girişi olan en büyük meydanlarından, hemen yanıbaşındaki sokaklarda böyle cızırtılı - kokulu yerler var. Meydan kültür ve belediye binası ile çevrili. Ortasında ise 1616 yılında yaptırılan Kral Philips III'e ait atlı bronz bir heykel var. Meydanın etrafındaki kemerlerin altından geçip ara sokaklara giriyoruz.

IMG_6958.jpgIMG_20210109_170000.jpg

Birkaç mekan ismi var elimizde ama bulmak zorunlu değil. Fazla turistik yerlerden uzak durup doğaçlama yürüyoruz. İşte onlardan biri Calle Mayor'da karşımıza çıkıyor. Çok eski bir yer; Casa Ciriaco. 1897'den beri burada. Açılışı köpüklü şarapla yapıyoruz. İspanya'nın güzelliklerinden; içecek yanı tapas ve ne geleceğini bilmemek işin sürprizli ve hoş tarafı. Yanında ançuezli tapas geliyor. Barda oturan, iş çıkışı içkisini alıp ayaküstü laflayanlar var. Kimsenin eve gitme gibi bir derdi ya da acelesi yok. Bizim zaten yok. En çok da bu; saatle işinin olmaması hali güzel.

Bodega_6.jpgcasa-ciriaco.jpgIMG_20210109_170058.jpgIMG_20210109_170139.jpg

Plaza Mayor kadar ünlü diğer meydan da Puerta del Sol. Yeni yıl kutlamalarının yapıldığı o meydan burası. Bir sokak var aralarında. Çıkıp biraz daha yürüyoruz sokaklarda sonra kapalı bir pazar yeri olan o harika Mercado de San Miguel'e girip curcunada pazar dolaşıyor, bir vermutçunun barına yaslanıp vermut- yeşil zeytin molası veriyoruz. Burası 2009 yılında Madrid'in ilk gastronomi pazarı seçilmiş. Saat ilerliyor ama sokaklar daha bir kalabalıklaşıyor sanki. Akşam yemeği 22 gibi yeniyor. Bugün günlerden Çarşamba. "Yarın iş günü" gibi bir kavram yok ya da bunu yarın düşünürüz havası hakim. Bu kaygısız ve neşeli hali özlüyorum ülkemde. Uzun zamandır hayatımızda olamayan o genel keyif hali.

602d50dc291687f6825df3936d60e624.jpgIMG_6903.jpgIMG_20210109_165936.jpg

Çıkıp yürümeye başlayınca soğuyan hava yüzümüze çarpıyor. Yine meydanın etrafındaki sokaklardan birinde tesadüfen içerideki canlı müzik sesini duyup girdiğimiz yer meğer çok bilinen ve jazz konserlerinin de olduğu bir barmış. Konser devam ediyor. Hemen içeriden çıkan iki kişinin yerine giriyor, barın en güzel köşesine oturup geceye dahil oluyoruz. Güzel sürprizler.. Biralı, fıstıklı, jazzlı Cafe Central.
2Kike_Perdomo.JPG296eb1f0-6f96-11eb-8d0c-7ba72482b705.jpg

23 Ocak 2020 Perşembe

IMG_6926.jpg20200123_092231.jpg
San Gines buraların en meşhur "churros"cusu. 1894'ten beri açık. Aynalarla kaplı, nostaljik masa sandalyeli çok güzel bir dükkan. Kahvaltımızı espresso-churros ile yapıyoruz.

GOPR5771.JPGGOPR5763.JPG

Hava Ocak ayı için oldukça ılık. Sokaklarda çok vakit geçiriyoruz. Böyle güzel havalarda yapılabilecek en güzel şeylerden biri de park-bahçe gezmek. Parque del Buen Retiro ortasında büyük bir yapay göl olan 1700 lerden beri var olan bir park. Çok büyük ama yürümekten sıkılmayacağımız kadar da keyifli. Tamamı camdan yapılmış kristal sarayı Palacio de Cristal de bu parkın içinde. Bu cam panellerden oluşan yapı muhteşem güneş ışığı ile sürekli renk değiştiriyor. İçinde yılın her vakti sergiler ve çeşitli performanslar var.

IMG_6992.jpgGOPR5764.JPG

Prado Müzesinin hemen yanındaki Kraliyet Botanik Bahçesi de şehrin nefes alınacak yerlerinden. 1755 yılında Fernando VI tarafından kurulmuş, 19. Yüzyılın başında Avrupa’nın önemli bahçelerinden bir çok bitki türü getirilip ekilmiş ve şimdi 5 binden fazla çiçek ve bitki türüne ev sahipliği yaparak dünyadaki sayılı bahçeler arasına girmiş. Bahçenin ilk kullanım amacı yetiştirilen bitkilerin tıpta kullanılması. Sonraları halka açık bir dinlenme noktası haline gelmiş.
IMG_6971.jpgIMG_6968.jpg
Casa Gonzales
Sokaklarda yürüdükçe gitmek istediğiniz yerleri de görüyorsunuz aslında. Madrid yürüyerek gezilir bir şehir. Casa Gonzales benim bayıldığım mekanlardan biri. Sadece bir yeme-içme mekanı değil, hikayesi olan yerlerden. Hani yıllar sonra gelip bulduğunuz ve hemen hemen hiçbir şey değişmediği için bir tanışıklık hissi doğuran ve yıllar sonra tekrar geldiğinizde yine aynı şekilde bulacağınız duygusu veren yerlerden. Masalarında müdavimlerin oturduğu, turistlere de bir süre sonra o müdavimlik hissini veren. Hem bir şarküteri, hem tapas bar hem de raflarından görüp seçebileceğiniz güzel de bir şarap menüsü var. Sade bir masa, bir yolculuğun en güzel anı olabiliyor bazen. Kırmızı bir rioja ve manchego peyniri gibi.
IMG_6962.jpgIMG_6976.jpgIMG_7001.jpg20200123_090643.jpg20200123_091046.jpg20200123_090649.jpg
La Mallorquina , El Riojano çok eski pastanelerden. İçeride ne var ne yok bakmak, yıllarca değişmeyen camekanları, değişmeyen tarifleri görmek, satılan ürünleri tahmin etmeye çalışmak bile zevkli.

Hosteleria_y_restauracion-Tortilla-Croquetas-Empresas_436968224_135307141_1024x576.jpg
Akşamları dolup taşsa da Madrid'in en güzel tortillalarının yapıldığı Pez Tortilla'yı bulup bir dilim brie ve truflu, bir dilim ıspanak ve peynirli deniyoruz. Oturacak yer bulmak zaten mümkün değil ama yaslanacak yer buluyoruz. Aynı isimli sokakta ve çok merkezde. Geldiğimize değiyor, burası da sonraki gelişte yine uğranacak yerlerden biri oldu bile.

20180224-203024-largejpg.jpgGOPR5660.JPG
Prada a Tope var yolumuzun üzerinde. Calle Principe'de. Şarapları Palacio de Canedo şarap imalathanelerinden gelen, ahşap ağırlıklı, sıcak bir mekan. İş çıkışı yine dopdolu. Kısa kalıp çıkıyoruz zira merak ettiğimiz başka bir yer var.
56-283713-lavenencia-exterior.jpg

Gecenin sonunu, iyiki gelmişiz dediğim La Venencia'da bitiriyoruz. 1930 ların İspanya İç Savaşı sırasında kurulan, masalarında fosur fosur sigara içilip devrim planlarının yapıldığı, Ernest Hemingway'in çokça vakit geçirdiği mütevazi bir sherry barı. İçeriye girdiğinizde zamanda yolculuk yapıyorsunuz; herşey 90 yıl önceki gibi sanki. Hatta kuralları bile. Bahşiş hala yasak. Sarhoş olup devrilmek yasak; sosyalist ilkelere saygıdan. Ve fotoğraf çekmek de yasak. O zamanlar Cumhuriyetçilerin faşist casuslar tarafından dinlenme, takip edilme ya da kaçırılma korkuları var.

56-283711-lavenecia-interior.jpgIMG_7016.jpg

La Venencia menüsü : Manzanilla, Fino, Oloroso, Amontillado ve Palo Cortado. Yemek yok, şarap yok, bira yok, müzik yok. Sadece sherry var, onlar da duvardaki beyaz kağıtta fiyatlarıyla yazıyor. Hafif manzanilladan yoğun Oloroso'ya her bardağın yanına başka bir atıştırmalık tabiiki sürpriz. Ben en çok parlak zümrüt yeşili, kokulu zeytinleri seviyorum.

IMG_7021.jpgIMG_7015.jpg

Karakteristik, yerel ve ucuz bir yer; koyu renk büyük sherry fıçılar, tozlu şişeler, antika bir yazarkasa, onlarca yıllık eski posterler, faturanı oturduğun masanın üzerine beyaz tebeşirle yazan ve fotoğraf konusunda titiz huysuz garson. La Venencia'dan ağzımda ilk kez içtiğim kehribar rengi Oloroso'nun gövdeli, fındıksı, kuru meyve, tütün ve baharat notalarıyla baskın tadıyla ayrılıyorum.

IMG_7026.jpg

24 Ocak 2020 Cuma

Kahvaltımızı yine San Gines'te espresso ve bir churros paylaşarak yapıyoruz. Bir kez daha gelmeden dönemezdik. Çünkü sadece churrosu değil espressosu da harika.

IMG_20210113_144856.jpg
Buradan çıkıp Fnac'e yürüyoruz. Hepsi meydan civarında, birbirine yakın yerler. Çok çeşitli kitap, dergi, plak, teknolojik alet barındıran çok katlı bir mağaza burası. Deniz'e gittiğim yerlerden o ülkenin dilinde Küçük Prens alıyorum. Burada biraz vakit geçirip içinden çıkamayacağımızı anlayınca Küçük Prens'i alıp çıkıyoruz. İçerisi eğer zamanınız varsa çok zengin. Ancak bizim gideceğimiz daha küçük ve geçmişten gelen bir kitapçı var.

fotos-madrid-barrio-letras-010-337x450.jpgc41a1d50-6f98-11eb-baa2-e1d7d65fd515.jpg

Barrio de Las Letras Cervantes'in bir dönem yaşamış olduğu tarihi bir semt. Miguel Miranda da 1949'da kurulmuş ve dükkan zamanla akademisyenler, entelektüeller, üniversite profesörleri ve farklı kültür ve ilgi alanlarından birçok kişi için sosyal bir buluşma yeri haline gelmiş. Girişinde Cervantes'in küçük bir heykeli olan, nadir kitapların sergilendiği ve çeşitli dergiler ve Cervantes'e ait hediyelik küçük objeler de satılan bu yeri şimdi Miguel Miranda'nın oğlu işletiyor. Büyülü bir kütüphane burası. Kendine ait bir rengi ve kokusu var.

IMG_20210112_133131.jpgGOPR5744.JPG

Miguel Miranda'dan aldığımız Don Kişot ve Sancho Panza'lı bir şarap mantarı. Gittiğim yerlerden aldığım küçük şeyler hiç bir zaman bir kenarda durmuyor. Öyle olmayacağını bilerek alıyorum. Birlikte hareket ediyoruz onlarla. Bu mantar da açıp dolaba koyduğum şişelerin ağzını kapatıyor ve her gördüğümde mutlulukla gülümsüyorum.

GOPR5743.JPGVendorStoreFront.jpg

Madrid'de mutlaka görülecek ilk yer Prado Müzesi. Bana göre dünyanın en keyifli müzelerinin başında geliyor. Daha önceki gelişlerimde gittiğim için bu kez girmedim. Velazquez'in Las Meninas'ı, Rembrant, Goya, Dürrer, Titian...Reina Sofia da güzel bir müze. Dali ve Picasso tabloları burada. Bir seyahatte Prado, diğerinde Reina Sofia iyi bir tercih olabilir.

Biz güneşi takip edip sokaklarda yürümeye devam ediyoruz. Madrid'de son saatlerimiz. La Latina keyifli bir bölge. Bit Pazarı El Rastro burada. Calle Embajadores ve Ronna de Toledo arasında on dokuzuncu yüzyıldan bu yana aynı yerde kurulmaya devam eden Madrid’in en ünlü bit pazarı. Etrafta bir çok güzel tapas bar da var. El Viajero'da bira- patatas bravas molası verip bir sonraki gelişimizde La Latina'da daha çok vakit geçirmeye karar vererek Madrid'e şimdilik veda ediyor, çantamıza bir cava atarak Tangier'e doğru yola çıkıyoruz.

nosotros1.jpgIMG_7004.jpg
El Viajero La Latina'da, bit pazarındaki dükkanları gezdikten sonra soluklanılacak, dışı sarmaşıklarla kaplı, masaları sokakta, eski ve çok hoş bir bar. Ayak uzatmalık, sokaktan gelen müziği dinleyip anın tadını çıkarmalık..

Birkaç faydalı fiyat bilgisi:

Barajas Havaalanından şehir merkezine ulaşım: 8 numaralı metro ile 25 dk kadar sürüyor. 2,60 euro

Otobüs ile: 45 dk kadar sürüyor. 5 euro

Taksi ile: Şehir merkezi fix 30 euro.

Prado Müzesi bilet: 12 euro

Reina Sofia Müzesi: 10 euro

Kraliyet Botanik Bahçesi: 4 euro

Cana: (n üzerinde dalga var ve kanya okunuyor. Cana küçük boy bira genelde su bardağında getirilen. Genelde 1 ya da 1,5 euro.

Markette bira: 0,6 euro

Espresso: Genelde 1 ya da 1,5 euro. San Gines'te espresso 2 euro ve churros 4 euro.

Casa Gonzales'te kırmızı şarap, peynir tabağı: 15 euro

La Venencia'da sherry Manzanilla 1,90 diğerleri 2,20 euro.

Posted by yolgunlukleri 17:55 Archived in Spain Comments (0)

(Entries 1 - 1 of 1) Page [1]